ßĨhŔµŹ€

co.Admin

Onursal Üye



Üye No : 39
Nerden : istanbul
Konu  : 1356
Mesaj : 7815 
1164 Mesajýna Toplam 1607 Kere Teþekkür Edildi
2 Mesajýna Toplam 2 Kere Karma Verildi
|
 |
« : 08 Haziran 2011, 07:30:35 » |
|
“Ey iman edenler! ALLAH’ı çokça zikredin.” (el-Ahzâb:41) Zikir; anmak, hatırlamak, yâd etmek, hamd ve sena etmek gibi anlamlara gelir. Istılahta ise; özel olarak ALLAH’ı anmak, onu unutmamak, gaflet halinde olmamak, tesbih, tahmid ve tekbir cümlelerini tekrar etmektir. Kısaca insanların ALLAH’ı unutmamak için yaptıkları her türlü güzel harekete zikir denir. ALLAH’ın yüceliğini dile getirmek ve manevi yetkinliğe ulaşmak amacıyla yapılan zikir Kuran’ın üç yüze yakın ayetinde geçer. "Siz beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim. Bana şükredin, nankörlük etmeyin." (Bakara: 152) de bu yüzlerce zikir ayetinden biridir. Zikir; dil, kalp ve beden ile yapılır. · Dil ile zikir, yüce ALLAH'ı güzel isimleri ile anmak, hamd etmek, tesbih etmek, O’nu tevhid ile anmak, Kuran okumak ve dua etmektir. · Kalp ile zikir, yüce ALLAH'ı gönülden anmak, ondan gafil olmamak ve bir nevi murakabe altında olduğunu unutmamak halidir. · Beden ile zikir ise, vücudun bütün organlarının ALLAH'ın emirlerini yerine getirmesi ve yasaklarından sakınmaları ile olur. Bu da kişinin kendi vücudunu ALLAH'ın yolunda bulundurması ve o yolda istihdam etmesi ile mümkündür. Bakara Suresinin 152. ayeti olan "Beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim. Bana şükredin, nankörlük etmeyin.” Ayeti esas konumuzu teşkil eden “Ey iman edenler! ALLAH’ı çokça zikredin” Ayetinin bir ölçüde açıklayıcısıdır. Bu iki ayetten hareketle zikrullahın anlamları şöyle özetlenir: "Siz beni ibadet ve itaatle zikredin ki, ben de sizi rahmetimle zikredeyim. Beni sıdk, samimiyet ve ihlâs ile zikredin, ben de sizi rızamla zikredeyim. Beni dua ederek zikredin, ben de sizin dualarınızı kabul edeyim. Benim verdiğim nimetleri hamd ve sena ile zikredin, ben de size nimetlerimi artırayım. Siz beni dünyada zikredin, ben de sizi ahirette zikredeyim... Beni, varlık ve refah içinde olduğunuzda zikredin ki, ben de sizi belâ, musibet ve sıkıntılarınız zamanında zikredeyim... Beni, benim yolumda cihad ederek zikredin ki, ben de sizi hidayetimle zikredeyim. Beni Rabbiniz olarak bilip kulluğunuzla zikredin ki, ben de sizi sevdiğim kullarımdan kabul edip sonunda bağışlamakla zikredeyim…" Yüce Rabbimiz burada zikir ile şükrü bir arada anmıştır. Şükür de aslında bir çeşit zikirdir. Şükür de zikir gibi üç yerde yapılır. Bunlar: Dil, kalp ve bedendir. O halde bizden istenen şeklî bir zikir ve şükür değil, dil kalp ve tavır olarak şahsımızda müşekkelleşmiş bir zikir ve şükürdür. ALLAH’ın verdiği nimetlerden istifade edip onun ismini dilinde olsun zikretmeyip şeytanın ve şeytanlaşmış arkadaşlarının yolundan giden; her türlü saptırıcı ahlaksız şarkılara, danslara ve sözlere dalanlar ve ALLAH’ı darda kalmadıkça dilleriyle dahi anmayanlar, onun kendisine bahşettiği dile ve dudağa ihanet etmektedirler. Bu dile ve dudağa zulmetmektedirler. O dilleri ve dudakları yalan yanlış malayani cümleler kurmakta geçirenler, elbette ki zikrullahtan gafildir. Bu kişiler ALLAH’ı çok az anarlar. Bu durumda olanlar Kuran’da ahretleri için şöyle uyarılırlar: “Her kim Rahman olan ALLAH'ın zikrinden yüz çevirirse biz ona bir şeytan musallat ederiz. Artık o şeytan onun yakın dostudur. Şüphesiz ki bu şeytanlar onları yoldan çıkarırlar. Onlar da kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar. Nihayet kıyamet günü bize gelince, arkadaşına: "Keşke seninle benim aramda doğu ile batı arasındaki kadar bir uzaklık olsaydı. Sen ne kötü arkadaşmışsın!" der.” (Ez-Zuhruf:36–38) Kalpten yaptığımız zikrullahın yaşadığımız dünyamıza ve yaşayacağımız ahretimize etkisine hemen her ibadet ve hareketimizden örnek verebiliriz. Biz kurban ibadetimizden yola çıkalım; Hac Suresi 35 ve 36. ayetler kurban kesimiyle ilgilidir. Bu ayetlerde kesilen hayvanın helal olması için ALLAH adına tekbirler getirilerek ve onun ismi zikredilerek kesilmesi gerektiği bildirilir. Hemen peşinden takvaya, samimiyet ve ihlâsa vurgu yapılır. Bu yaklaşım dünyevi işlerimizin bir kuralının olması gereğine açık işarettir. Ahiret için ise görüntünün kurallara uygun olmasının yeterli olmadığı, esas meşruiyet yerinin kalp olduğuna vurgu yapılıyor. Niyet ve samimiyetler sorgulanır. Zira kalp duyguların membaı, fiillerin çıkış ve onay yeridir. “kesilen kurbanın eti ve kanı ALLAH’a ulaşmaz ALLAH’a takva ulaşır.” Zikrullahın da kelime ve cümleleri kalbin samimiyeti ve takvası ölçüsünde anlam kazanır. Aklımızı, fikrimizi ve dolayısıyla benliğimizi meşgul edip bir türlü huzur vermeyen sürekli arayış içindeki hasta gönlümüze Kuran; “Bilin ki kalpler ancak ALLAH'ı zikretmekle huzur bulur.” (Ra’d:28)Ayeti ile ilaç olur. Bu ilacı kullananların gönül zenginliğinin ruh ve bedendeki etkilerine dikkatimizi çeker. Efendimiz (s.a.v.) de “ALLAH sizin suretlerinize ve kalıplarınıza bakmaz, fakat kalplerinize ve amellerinize bakar. Buyurup takva şuradadır diye eliyle göğsünü işaret etmiştir.”(Buhari) Hz. İsa (a.) da: "ALLAH'ın zikri dışında çok kelam etmeyin, kalpleriniz katılaşır. Çünkü katı kalp ALLAH'tan uzaktır, fakat bunu bilemezsiniz. Kendiniz efendilermişçesine insanların günahlarına bakmayın, bilakis, kullar olarak kendi günahlarınıza bakınız.” Buyurmuşlar” (Kütübü sitte) Bütün beden ve benliğimizle ALLAH'ı zikretmenin de en güzel örneklerinden birini es- Saff Suresi 10.ayet de buluruz. “ Ey iman edenler, size, sizi acı bir azaptan kurtaracak ticareti göstereyim mi? ALLAH’a ve resulüne inanır, ALLAH’ın yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihâd edersiniz. Eğer bilirseniz, sizin için en hayırlısı budur. İşte bu takdirde ALLAH sizin günahlarınızı bağışlar, sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere Adn Cennetlerindeki güzel meskenlere koyar. İşte en büyük kurtuluş budur.” Taha Suresi 42.ayette Yüce Rabbimiz Musa ve Harun (aleyhisselam) ları firavuna gönderirken “… Beni zikretmeyi unutmayın.” Buyurur. Rasulullah (s.a.v.) de “Hakiki kulum savaş esnasında beni zikredendir.” Hadisi kutsisi ile zikrin önemine vurgu yapar. Zikir; Rabbini bir an dahi unutmayan bütün zerrelerle birlikte ALLAH’ı anmak ve bu halde iken ona kavuşabilmek gayretidir.
Selim ARMAĞAN
|