Hayat rehberimiz Kur’ân, gerçekleri

Hiç Bilenle Bilmeyen, Görenle Görmeyen Bir Olur mu? Elbette Bir Olmaz

Hayat rehberimiz Kur’ân, gerçeklerin daha iyi anlaşılabilmesi için günlük hayattan mukayeseler yapar. Bu mukayeselerle, karşılaştırdığı şeyler arasındaki farklara dikkat çeker ve onlardan iyi olanlarına bizleri yönlendirir.

Sözgelimi Kur’ân,körle göreni, karanlık ile aydınlığı, köle ile efendiyi, kafirle mümini, kötü ili iyiyi, tuzlu acı su ile tatlı suyu, murdar ile temizi, cahil ile alimi karşılaştırır. Yine o, imansız yapılan amel ile imanla yapılan ameli ve bazı Salih amelleri birbiriyle karşılaştırır.

Örneğin mescitlere hizmet ile ALLAH yolunda cihadı birbiriyle karşılaştırır ve salih amellerin de eşit olmadığını belirterek, insanları daha iyiye yönlendirir. Aynı şekilde hizmette ayakta duranla oturanın, koşturan ile boş duranın bir olmadığı/olmayacağına dikkat çeker.

Kur’ân’ın bu değerlendirmeleri Yüce ALLAH’ın ölçülerine göredir, insanlarınkine göre değil. Kur’ân bu yönlendirmeleriyle yapılan iyiliklerin, yapılması gereken iyiliklere engel kılınmamasını da arzu eder.

Bu konudaki ayetlerden bir kısmı şöyledir:

وَلَا تَسْتَوِي الْحَسَنَةُ وَلَا السَّيِّئَةُ ادْفَعْ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ فَإِذَا الَّذِي بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَأَنَّهُ وَلِيٌّ حَمِيمٌ

Hem iyilik de bir değildir, kِtülük de. Kِtülüğü en güzel bir ؛ekilde sav. O zaman seninle kendi arasında bir dü؛manlık olan ki؛inin, sanki samimi bir dost gibi olduğunu gِrürsün.(1)

قُلْ مَن رَّبُّ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ قُلِ اللّهُ قُلْ أَفَاتَّخَذْتُم مِّن دُونِهِ أَوْلِيَاء لاَ يَمْلِكُونَ لِأَنفُسِهِمْ نَفْعًا وَلاَ ضَرًّا قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الأَعْمَى وَالْبَصِيرُ أَمْ هَلْ تَسْتَوِي الظُّلُمَاتُ وَالنُّورُ أَمْ جَعَلُواْ لِلّهِ شُرَكَاء خَلَقُواْ كَخَلْقِهِ فَتَشَابَهَ الْخَلْقُ عَلَيْهِمْ قُلِ اللّهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ

De ki: «Göklerin ve yerin Rabbi kim?» Deki: «ALLAH!» Yine de ki: «ALLAH’tan ba؛ka kendilerine ne bir fayda, ne de bir zarar verme gücüne malik olmayanları dost mu ediniyorsunuz!» De ki: «Hiç kِr ile gِren bir olur mu, yahut karanlıklarla nur bir olur mu? Yoksa ALLAH’a O’nun yarattığı gibi mahluklar yaratan ortaklar buldular da yaratma kendilerince birbirine benzer mi gِründü?» De ki: «ALLAH her؛eyin yaratıcısı ve O birdir, kahredicidir.»(2)

مَا يَسْتَوِي الْأَعْمَى وَالْبَصِيرُ وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَلَا الْمُسِيءُ قَلِيلًا مَّا تَتَذَكَّرُونَ

Körle gören bir olmaz. İnanan ve iyi işler yapanlarla kötülük yapan bir olmaz. Ne kadar az düşünüyorsunuz( 3)

قُل لاَّ أَقُولُ لَكُمْ عِندِي خَزَآئِنُ اللّهِ وَلا أَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلا أَقُولُ لَكُمْ إِنِّي مَلَكٌ إِنْ أَتَّبِعُ إِلاَّ مَا يُوحَى إِلَيَّ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الأَعْمَى وَالْبَصِيرُ أَفَلاَ تَتَفَكَّرُونَ

De ki: «Ben size «ALLAH’ın hazineleri benim yanımdadır.» demiyorum; gaybı da bilmem, size «Ben meleğim.» de demiyorum; ben ancak bana verilen vahye uyarım.» De ki: «Kör ile gören bir olur mu? Artık biraz düşünmez misiniz? (4)

وَمَا يَسْتَوِي الْأَعْمَى وَالْبَصِيرُ
Ne kör ile gören e؛it olur,

وَلَا الظُّلُمَاتُ وَلَا النُّورُ
ne karanlıklar ile aydınlık,

وَلَا الظِّلُّ وَلَا الْحَرُورُ
Ve ne de gölge ile sıcaklık.

وَمَا يَسْتَوِي الْأَحْيَاء وَلَا الْأَمْوَاتُ إِنَّ اللَّهَ يُسْمِعُ مَن يَشَاء وَمَا أَنتَ بِمُسْمِعٍ مَّن فِي الْقُبُورِ

Dirilerle, ölüler de bir olmaz. Allâh dilediğine işittirir; yoksa sen kabirlerde bulunanlara işittirecek değilsin (5)

ضَرَبَ اللّهُ مَثَلاً عَبْدًا مَّمْلُوكًا لاَّ يَقْدِرُ عَلَى شَيْءٍ وَمَن رَّزَقْنَاهُ مِنَّا رِزْقًا حَسَنًا فَهُوَ يُنفِقُ مِنْهُ سِرًّا وَجَهْرًا هَلْ يَسْتَوُونَ الْحَمْدُ لِلّهِ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ

ALLAH ؛unu misal getirdi: Bir yanda hiçbir ؛eye gücü yetmeyen bir kِle, diğer yanda tarafımızdan güzel bir rızık verdiğimiz, ondan gizli, açık olarak harcayan hür bir insan, bunlar hiç eşit olur mu? Bütün hamd, ALLAH’a mahsustur, fakat çokları bilmezler.

وَضَرَبَ اللّهُ مَثَلاً رَّجُلَيْنِ أَحَدُهُمَا أَبْكَمُ لاَ يَقْدِرُ عَلَىَ شَيْءٍ وَهُوَ كَلٌّ عَلَى مَوْلاهُ أَيْنَمَا يُوَجِّههُّ لاَ يَأْتِ بِخَيْرٍ هَلْ يَسْتَوِي هُوَ وَمَن يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَهُوَ عَلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ

ALLAH ؛unu da bir ِrnek veriyor: Birisi hiçbir şeye gücü yetmeyen, efendisine sadece bir ağırlık olan ve ne tarafa gِnderilse hiçbir işe yaramayan bir dilsizdir. Bu dilsiz hiç adaletle emreden ve doğru bir yolda giden kimse ile e؛it olabilir mi?(6)

وَمَا يَسْتَوِي الْبَحْرَانِ هَذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ سَائِغٌ شَرَابُهُ وَهَذَا مِلْحٌ أُجَاجٌ وَمِن كُلٍّ تَأْكُلُونَ لَحْمًا طَرِيًّا وَتَسْتَخْرِجُونَ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَا وَتَرَى الْفُلْكَ فِيهِ مَوَاخِرَ لِتَبْتَغُوا مِن فَضْلِهِ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

Bir de iki deniz bir olmuyor; şu tatlı, hararet keser, içerken kayar; şu da tuzludur, yakar kavurur. Bununla beraber herbirinden bir taze et yersiniz ve bir zinet çıkarıp giyinirsiniz. ALLAH’ın lütfundan nasip arayasınız diye gemilerin de suyu yara yara orada gittiğini görürsün. Gerek ki, şükredersiniz..(7)

” İnananlardan ِzürsüz olarak yerlerinde oturanlar ile mallarıyla canlarıyla Allâh yolunda cihâd edenler bir olmaz. Allâh, mallarıyla canlarıyla cihâd edenleri, derece bakımından oturanlardan üstün kılmıştır.

Gerçi Allâh hepsine de güzellik va’d etmiştir ama mücâhidleri oturanlardan çok daha büyük ecirle üstün kılmıştır

Yoksa o, gece sâatlerinde secde ederek, ayakta durarak ibâdet eden, âhiretten korkan ve Rabbinin rahmetini uman gibi midir? ”

أَمَّنْ هُوَ قَانِتٌ آنَاء اللَّيْلِ سَاجِدًا وَقَائِمًا يَحْذَرُ الْآخِرَةَ وَيَرْجُو رَحْمَةَ رَبِّهِ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُوْلُوا
الْأَلْبَابِ

Yoksa o, gece saatlerinde kalkan, secdeye kapanıp, kıyama durarak daima vazifesini yapan, ahireti hesaba katan ve Rabbinin rahmetini uman kimse gibi olur mu? De ki: «Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?» Ancak temiz akıl sahibi olanlar anlar ( 9

وَمَا لَكُمْ أَلَّا تُنفِقُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلِلَّهِ مِيرَاثُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ لَا يَسْتَوِي مِنكُم مَّنْ أَنفَقَ مِن قَبْلِ الْفَتْحِ وَقَاتَلَ أُوْلَئِكَ أَعْظَمُ دَرَجَةً مِّنَ الَّذِينَ أَنفَقُوا مِن بَعْدُ وَقَاتَلُوا وَكُلًّا وَعَدَ اللَّهُ الْحُسْنَى وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ

Neden siz Allâh yolunda harcamayasınız ki? Göklerin ve yerin mirâsı zaten Allâh’ındır. Elbette içinizden Mekke’nin fethinden önce Hak yolunda harcayan ve savaşanlar, ötekilerle bir olmaz. Onların derecesi, sonradan infâk eden ve savaşanlardan daha büyüktür. Bununla beraber Allâhhepsine de gerek fetihten önce, gerek fetihten sonra infâk eden ve savaşan müslümanlara en güzel sonucu va’d etmiştir. Allâh, yaptıklarınızı haber almaktadır
(10)

أَجَعَلْتُمْ سِقَايَةَ الْحَاجِّ وَعِمَارَةَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ كَمَنْ آمَنَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَجَاهَدَ فِي سَبِيلِ اللّهِ لاَ يَسْتَوُونَ عِندَ اللّهِ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ

Yoksa siz, hacılara su temin etmeyi ve Mescid-i Haram’da umreciliği, ALLAH’a ve ahiret gününe inanıp da ALLAH yolunda cihad edenin iyi gibi mi tuttunuz? Bunlar, ALLAH katında eşit olmazlar. ALLAH, zalimler güruhunu doğru yola iletmez. (11)

قُل لاَّ يَسْتَوِي الْخَبِيثُ وَالطَّيِّبُ وَلَوْ أَعْجَبَكَ كَثْرَةُ الْخَبِيثِ فَاتَّقُواْ اللّهَ يَا أُوْلِي الأَلْبَابِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

De ki:”Murdarla temiz bir olmaz. Murdarın çokluğu hoşuna gitse de. O halde ey sağduyu sahipleri, ALLAH’tan korkun ki kurtulu؛a eresiniz! (12)

أَفَمَن كَانَ مُؤْمِنًا كَمَن كَانَ فَاسِقًا لَّا يَسْتَوُونَ

Hiç inanan kimse, yoldan çıka/ fâsık gibi olur mu? Elbette bunlar bir olmazlar.(13)

لَا يَسْتَوِي أَصْحَابُ النَّارِ وَأَصْحَابُ الْجَنَّةِ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمُ الْفَائِزُونَ

Ateş؛ halkıyla cennet halkı bir olmaz. Kurtulanlar, ancak cennet halkıdır.(14)

مَثَلُ الْفَرِيقَيْنِ كَالأَعْمَى وَالأَصَمِّ وَالْبَصِيرِ وَالسَّمِيعِ هَلْ يَسْتَوِيَانِ مَثَلاً أَفَلاَ تَذَكَّرُونَ

Bu iki zümrenin durumu, kör ve sağır ile gören ve işiten gibidir. Bunlar bir olur mu hiç? Hâlâ ibret almaz mısınız?
(15)

Kur’ân’ın bu karşılaştırmalarında olumlu olanlar müminlerin özellikleri, diğerleri ise inkarcı yahut günahkarların özellikleridir.

Örneğin mümin baş gözü/kulağı ve gönül gözü/kulağı açık olandır, buna karşılık kâfir yahut mücrim ise hakikatlere karşı gözleri/kulakları kapalı olandır.

Zira onlar, gerçekleri görmezden ve duymazdan gelenler, onların gereklerini yerine getirmeyenlerdir. Hiç kimse kör yahut sağır olmak istemez.

Kur’ân bu mukayese ile insanları istemedikleri durumlara düşmemeye çağırır.

Buna göre kör yahut sağır olmayı istemeyen, gerçeklere karşı göz ve kulaklarını açmalı ve onları görmezden/duymazdan gelmemelidir.

Gördüğü ve duyduğu hakikatlerin gereklerini yerine getirmelidir. Diğer karşılaştırmalar da böyledir.
Bu ayetleri okuyan mümin, Kur’ân’ın istediği sınıftan olmak için gayret eder.

Kötü ise iyi olmak, iyi ise daha iyi olmak, iyiliklerine iyilik katmak ve yaptığı hayırların kalitesini artırmak için çaba sarf eder

Yanı sıra Kur’ân adamı, Kur’ân’ın “de” emrine uyarak, bu gerçekleri diğer insanlara hatırlatarak onların da iyilerden olması için çırpınır.

Çünkü gerçek mümin, hayır dinlemeye, hayır öğrenmeye, hayır işlemeye ve hayrı yaygılaştırmaya karşı doyumsuz olan kimsedir.

[1] 41 Fussılet 34.
[2] 13 Ra’d 16.
[3] 40 MUMİN 58.
[4] 6 Enam 50.
[5] 35 Fatır 19-22.
[6] 16 Nahl 75-76.
[7] 35 Fatır 12.
[8] 4 Nisa 95.
[9] 39 Zümer 9.
[10] 57 Hadid 10.
[11] 9 Tevbe 19.
[12] 5 Maide 100.
[13] 32 Secde 18.
[14] 59 Haşr 20.
[15] 11 Hud 24.

Prof. Dr. Ali AKPINAR

Yorum Yapın