• Ana Sayfa
  • Ara
  • Yardım
  • Ara
  • Giriş Yap
  • Kayıt
  • Ara
  • Ara
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Yaşayan Allah Dostları

Kullanıcı Adı  
Şifre
Ayrıntılı Konu Bilgileri
Konu BaşlığıKonu: Ölüm Son Değil ! konusu, Ölüm Son Değil ! programı, Ölüm Son Değil ! forumu, Ölüm Son Değil ! program yükle, Ölüm Son Değil ! download, Ölüm Son Değil ! hikayeleri, Ölüm Son Değil ! resimleri, Ölüm Son Değil ! haber, Ölüm Son Değil ! yükle, Ölüm Son Değil ! videosu, Ölüm Son Değil ! yandex
Cevap SayısıCevap Sayısı: 2 cevap var
Okunma SayısıOkunma Sayısı 414 defa
Konuyu Görüntüleyenler

Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Ölüm Son Değil !  (Okunma Sayısı 414 defa)
 
07 Temmuz 2008, 17:30:56
(Mihrimah)

Onursal Üye

*


Üye No : 9

Yaş : Yok

Nerden : İSTANBUL

Konu  : 1913

Mesaj : 7875

İnsan sürekli okunan bir cümledir..

1517 Mesajýna Toplam
2531 Kere Teþekkür Edildi

4 Mesajýna Toplam
4 Kere Karma Verildi
Offline
« : 07 Temmuz 2008, 17:30:56 »

Ölüm...
Zor zamanın ilk haberi.
İlişik kesme anı.
Dönüşü olmayan eşik.
Fânilikten ebediliğe göçüş.
Gerçek bir ayrılış zaman ve mekandan.
Ödünç alınan nimetin sahibine teslimi.

Ya hayat ?
Hayat iki nokta arasında bir çizgi.
Silip de baştan çizemediğimiz, titrek, kesiksiz, kısacık bir çizgi.
Devran içinde anlık bir göz kırpması gibi.
Bir koşumluk yol ya da bir atımlık mesafe gibi.
Uğrayıp geçen kervanlar, gökteki bulut, ya da suya bırakılan iz gibi.
Zamandan damıtılmış, tadımlık bir yudum mey gibi.
El emeği göz nuru ince bir nakış gibi.
Yedeği olmayan sermaye ile yapılan ticaret gibi.

Ya Hayat ve Ölüm ?
Atılan taşın düşmesi,
gelmek ve gitmek,
veya, geceden sabaha çıkmak gibi.
Silkinip de mahmurluğu atmak gibi.
Gerçeği hayalde ararken, hayalden gerçeğe uyanmak gibi.

Bizler, Âdem’in evlatları...
Sıramız gelmiş, zamanın bir yerinden sessizce tutun-muşuz hayata.
Hayatı biz dilememişiz.
Ölümü de biz yazmamışız.
Zamanın esaretinde kürek mahkumları gibiyiz; bir iskeleden ötekine.
Bereketli topraklarda başlayıp, kurak iklimlerde son bulacak bir yolculuğa çıkmışız.
Her kürekte, dönüp alması olmayan bir şeyler bırak-mışız kendimizden geriye.
Ve hayatı azık edip tüketmişiz, bu sılası olmayan gurbetin peşinde.

Hayat...
Çeşit, çeşit.
Doğum ve ölüm dahil, her şeyin farklılaştığı bir zemin.
Parmak izi misali, biri diğerini tutmuyor.
Bir renk cümbüşü halinde benzersiz tonlarla karşımıza çıkıyor.
Kimimiz, aykırı tonlarda buluyor güzelliği.
Buna inandığı gibi yaşamak deniyor.
Kimimiz de renklere mahkum oluyor.
Buna da yaşadığı gibi inanmak deniyor.
Renklerle olan hasbıhalimiz, hazana dek sürüyor.
Bir baharda tattığımız o heyecan, yapraklar sarıya çaldığında bitiyor.
İşte ne oluyorsa, bahardan hazana dek oluyor.


Evet...
“Her insan bir hayat” ve her hayat, ideallerin, heves ve arzuların harman olduğu bir serüven.
Bazen, inandığını yaşama çabası.
Bazen, nasib-kısmet kavgası.
Bazen, kuvvet-kudret sevdası.
Bazen, başka şeyler...
Özetle hayat, herkesin kendine ait serüveni.
Her kişinin, bir benzeri daha olmayan hikayesi.

Masallar, “bir varmış, bir yokmuş” diye başlar.
Gelip geçiciliğin, hiç yaşamamış gibi olmanın çarpıcı bir ifadesidir bu. Her ne kadar masallara özgü olsa da, gerçek hayatlara, sizin, bizim hayatımıza da tam oturur.
Bir de ihmal edilmiş bir anlam gizlidir bu deyişte. Belki de en önemli vurgusudur ki, “yoktan varolma” sürecine işaret eder.
Çalışma masanızın üstünde size ait olmayan bir nes-neye rastladığınızda, “nereden çıktı bu” ya da “kim koydu bunu buraya” diye sorarsınız.
Banka hesabınız, hiç sebepsiz bir gün önce bıraktığı-nızın iki katına çıksa, mutlaka “nereden geldi bu” diye araştırırsınız.
İşte hayat da böyle; ansızın, irade dışı önünüze çıkan bir kazanımdır.
En az masa üzerindeki nesne veya banka hesabınız kadar sorgulanmayı bekler.
Yaşam dolu dizgin geçen bir süreç. Bir kapıdan girip, apar topar diğer kapıya dayanmak gibi. Ancak, göreceli olmasına, gelip geçivermesine rağmen, emeğiyle, çilesiyle, saniyesi saniyesine yaşanan bir zaman dilimi.
Yaşadıklarımız anlamsız şeyler değil.
Peki, nedir bu olup bitenler ?
Hayat denilen süreç niye var ?


Dünyaya konup göçenler, uyanıp uyumak gibi bir döngü ile hayata katılıp ayrılırlar. Kimi taht beşiğine doğar, kimi toprak üstüne. Kimi tantanalı merasimlerle uğurlanır son yolculuğuna, kiminin sırtını verecek bir kabri bile olmaz.
İşte böylesine derin adaletsizliklerle ayrılır bir hayat ötekinden. Bu durum, bir isyan hali yaratır insanlarda ki lanetlenen hep dünya ya da kader olur. Oysa insan, hayvan, bitki, hava, su, toprak gibi her suçsuzun vebali, insanın üstündedir. Hepsi de insanın zulmünden az ya da çok nasibini almıştır. Bu çerçevede, lanet iskemlesine insandan daha yakışan kim vardır ?
Toplumu oluşturan katmanların en belirginleri, güç-lüler ve zayıflardır. Detaya inince, zayıflardan güçlülere doğru küçük kopmalar olduğu görülür ki bu da orta sınıfı oluşturur. Çok karmaşık bir görünüm sunsa da, özünde toplumsal hayat, bir yer kapma ve kaptığı yeri kaptırmama mücadelesidir.

Güçlüler, bu mücadelenin hemen her zaman galibi-dirler. Ve galipliğin doğası gereği, zayıflardan itaat bek-lerler. Dolayısıyla zayıflar için sükunetin bedeli, kayıtsız şartsız bir teslimiyettir.
Yakınma, koşullara rıza göstermeme gibi hallerde gürültünün en büyüğü kopar. Bu anda, güçlünün hükmet-me arzusuyla, dalkavukların küçük menfaatlere düşkün kanaatkarlığı birleşir. Bu ikisi bir araya gelince, artık bundan doğacak zararı ölçmek mümkün olmaz.
Ölümden beter bir fitne salınır insanların arasına ki koskoca bir milleti sıtma tutmuşçasına sarsmaya yeter. İnsan insandan ayrılır, kardeş kardeşe düşman olur. Direnci kökünden söken bir eziyet, işkence ve sefalet dönemi başlar. Ve parlayan ne varsa, zulmün o koyu karanlığında tek tek söner. Bu böyle devam eder; ta ki bayrak düşüp, başlar eğilinceye kadar.

Yazık ki insanlık zulmü merhametten daha çok sevmiş. Ve her nesil, zulmü miras bırakmış kendinden sonraki nesle tarih diye… Bugün de değişen fazla bir şey yok. Hâlâ insan insana kul olmaya zorlanıyor. Görünen o ki, insanlığın sırtından kıyamete kadar eksik olmayacak kırbaç izi. Zaman bile güç yetiremeyecek bunu değiştir-meye.
Eziyet, işkence, sefalet, çaresizlik, umutsuzluk…
Eğer tatmadıysak, kahrolası birer kavram olmaktan öte bir şey değildir bizler için. Oysa insanın insana reva gördüğü zulmü bilmek başka şeydir, yaşamak başka…
Bir an için kendinizi, piramitleri inşa etmek uğruna feda edilen on binlerce esirden birinin yerine koyun.
Veya ailesinden, toprağından zalimce koparılıp, ırgat olarak Amerika’ya taşınan yüz binlerce Afrikalı kölenin içinde ya da diktatörlerin zulmünde yitip giden mazlum-larla birlikte ölüm tarlalarından birinin dibinde düşünün kendinizi…

İlk insandan bu güne, milyarlarca insan gelip geçmiş-tir bu dünyadan. Kimi öylesine kuvvet ve iktidar sahibi olmuştur ki, tek bir söz ya da davranışı binlerce insanın hayatında olumlu ya da olumsuz değişiklikler meydana getirmiştir. Kimi tüm zenginliğini ve saltanatını insanla-rın gözyaşı ve mutsuzluğu üzerine kurmuştur. Kiminin kişisel ihtiras ve arzuları yüzbinleri ölüme sürüklemiştir.

Şimdi, zayıflar zayıf doğacak, yaşamı boyunca ezilecek ve aynı eziklik içerisinde ölümle kucaklaşacaklar; zalimler saltanat içerisinde ezerek yaşayacaklar ve ölümleri, hatta ölümden sonraları bile insanlar için eziyet olacak ve maz-lumun bilançosu zarar, zaliminki kârla kapanacak…(!)
Asla...
Ölüm üstünden geçti diye, yaşanan bunca şey, bunca hayat, iyilik-kötülük, adalet-zulüm toprağa karışıp kaybolmaz.
Şurası muhakkak ki, mazlumların âhı da gökle yer arasında kalmaz; göğü yırtar, oradan da arşa yükselir.
Ve çile de yazılır zulüm de; çileye ödül, zulme bedel diye.
Yüce ALLAH , Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:

Yer, o şiddetli sarsıntısıyla sarsıldığı,
Yer ağırlıklarını dışarı çıkardığı,
Ve insan “Buna ne oluyor ?” dediği zaman,
O gün (yer), haberlerini anlatır.
Çünkü Rabbin ona vahyetmiştir.
O gün insanlar, amelleri kendilerine gösterilsin diye bölük bölük çıkarlar.
Kim zerre miktarı iyilik yapmışsa onu görür.
Kim de zerre miktarı kötülük yapmışsa onu görür.
(Zilzâl Suresi, ayet 1-8)
Logged
(Mihrimah) Nickli Üyemize Teþekkür Eden Kullanýcý: Nakş-ı Gül (07 Temmuz 2008, 18:01:52)
 Hızlı Üyelik Sistemi

Konu İçerigini Görmek İçin Aşagıdaki Boslukları Doldurun Ve 5 Saniyede de Uye Olun...

Üye adınız:    Şifreniz:    Şifrenizi tekrar yazın: E-mail adresiniz:   

07 Temmuz 2008, 18:01:45
Nakş-ı Gül

Administrator

Onursal Üye

*


Üye No : 199

Nerden :

Konu  : 6727

Mesaj : 29284


5074 Mesajýna Toplam
7477 Kere Teþekkür Edildi

8 Mesajýna Toplam
8 Kere Karma Verildi
WWW
Offline
« Yanıtla #1 : 07 Temmuz 2008, 18:01:45 »

Hayat diye itilip kakıldığımız bu süreçten bunalıp bir köşeye ilişir, varoluşumuza, parçası olduğumuz bu hissiz gibi görünen devridaime bir anlam yüklemeye çalışırız. Dünyanın çekiminden koptuğumuz nadir anlardır bu anlar ve farklı bir ruh haline gark eder bizi.

Geçici de olsa, üzerimize çöken bu tatlı rehavetle dünyadan soyutlanıp, yapıp ettiklerimize, hayallerimize, tutkularımıza dışarıdan bakma fırsatı yakalarız. Küçük gibi görünen bu algılama farklılığından, hakikate olan bakışımızı ciddi ölçüde değiştirecek bir sezgi gücü doğar ve eğer yeterince güçlüyse, dünyalık şeylerin üstüne sinmiş olan fâniliği bütün çıplaklığıyla gözlerimizin önüne serer.

Fâniliğin hem kendimizden, hem de yapıp ettikleri-mizden bir adım önde olduğunu görmek, dünya ile aramızdaki tılsımlı bağın çözülmesine sebep olur. Bağ çözülünce gözlerimizi tutan perde kalkar ve önemsedi-ğimiz dünyevi nimetlerin, fâniliğin kesif sisi ardında sanki birer hayalmişçesine ağır ağır kayboluşunu ibretle izleriz.

Gerçeğin soğuğunu yiyince, zihnimizde bastırılmış haldeki dünyaya ilişkin güvensizlik fikri depreşir ve dünyaya olan güvenimiz, yerini bir anda sahteliğin yürek boşaltan hayal kırıklığına bırakır. Ardından hayal-lerimiz, tutkularımız, umutlarımız kutsal makamlarını terk ile sıradanlaşır ve yüreğimizi yokladığımızda hiçbirinin koyduğumuz yerde olmadığını görürüz.
   
İçine düştüğümüz hayal kırıklığı, dışımızdaki alemle bir soğukluk salar aramıza. Biz de usulca itip kapatırız dış aleme açılan kapımızı soğuk vurmasın diye. Bu vesile olur, geçici bir süre dış alemden soyutlanıp iç alemimize döneriz. Artık buradan ötesi bizim cesaret ve kararlılığı-mıza bakar.

Cesaretimizi topladığımız anda, bizi bizden ayıran kapı aralanır, biz de bu aralıktan süzülüp benliğimizin derinliklerine bir yol tutarız. Yol aldıkça kulaklarımızı tutan uğultu kesilir, yolumuza düşen karanlık çekilir. Derken vakit gelir, göz, kulak, kalp ilahi bir bağışla kendini aşar ve bir menzilden ötekine taşır bizi.


Logged
Nakş-ı Gül Nickli Üyemize Teþekkür Eden Kullanýcý: *HaZaN* (07 Temmuz 2008, 18:28:52)
 Hızlı Üyelik Sistemi

Konu İçerigini Görmek İçin Aşagıdaki Boslukları Doldurun Ve 5 Saniyede de Uye Olun...

Üye adınız:    Şifreniz:    Şifrenizi tekrar yazın: E-mail adresiniz:   

07 Temmuz 2008, 18:29:03
*HaZaN*

Emekli

Onursal Üye

*


Üye No : 321

Nerden : sadece bir kul

Konu  : 507

Mesaj : 4560

Gül kadrin diken değil Çileyi çeken bilir

660 Mesajýna Toplam
959 Kere Teþekkür Edildi
Offline
« Yanıtla #2 : 07 Temmuz 2008, 18:29:03 »

Derken vakit gelir, göz, kulak, kalp ilahi bir bağışla kendini aşar ve bir menzilden ötekine taşır bizi.
Logged
*HaZaN*'in Imzasi

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
  Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
 Hızlı Üyelik Sistemi

Konu İçerigini Görmek İçin Aşagıdaki Boslukları Doldurun Ve 5 Saniyede de Uye Olun...

Üye adınız:    Şifreniz:    Şifrenizi tekrar yazın: E-mail adresiniz:   

Tags:

Google Words: Ölüm Son Değil ! Dosyası, Ölüm Son Değil ! Belgesi, Ölüm Son Değil ! Programı, Ölüm Son Değil ! Oyunları, Ölüm Son Değil ! Download, Ölüm Son Değil ! Resimleri, Ölüm Son Değil ! Hikayeleri, Ölüm Son Değil ! Haberleri, Ölüm Son Değil ! İndir, Ölüm Son Değil ! Yükle, Ölüm Son Değil ! Videosu, Ölüm Son Değil ! Arşivi, Ölüm Son Değil ! Albümü, Ölüm Son Değil ! ilahi indir,
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.10 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC
|Site Map | Arşiv | Wap | Wap2 | Wap Forum | XML | Rss | Tag | Google Tag | URL List | Recent Topics | Dini Video |
All Rights Reserved. Her Hakkı Saklıdır. ©2007-2010 TASARIM By Maximilyanus

// ]]>

-


Siyah Zemin Theme 2010 Design By goKhaN-c3