İnsanın fıtratı öyle bir boşluktur ki, bunu ne ilim, ne kültür ve ne de felsefe doldurur. Ancak onu Aziz ve Celil olan ALLAH’a iman doldurur.
İnsan fıtratı; ALLAH’ı bulup iman edinceye ve ona yönelinceye kadar gerginlik, açlık ve susuzluk hisseder.
İşte o zaman (ALLAH’ı bulduğu zaman) yorgunluğu ve susuzluğu gider, korkudan emin olur. İşte o zaman şaşkınlıktan kurtulup doğru yolu bulur, işke o zaman istikrara kavuşur, telaşı sona erer. Uzun ayrılıktan sonra evine ve ailesine kavuşur.
Rabbini bulamayan insan -ki Rabbi ona şahdamarından daha yakındır- ne kadar mutsuzdur, ne kadar şanssızdır ve ne kadar ümitsizdir.
“Kalpte dağınıklık vardır; onu ALLAH’a yönelmekten başka bir şey toplayamaz.
Kalpte ürkeklik vardır; onu ALLAH’a ünsiyet etmekten başka bir şey gideremez.
Kalpte hüzün vardır; onu ALLAH’ı tanımak ve ALLAH’a doğru muamele etmekle neşelenmekten başka bir şey götüremez.
Kalpte ızdırap vardır; onu ALLAH’da birleşmek ve ALLAH’a koşmaktan başka bir şey dindiremez.
Kalpte hasret ateşi vardır; onu ALLAH’ın emrine, nehyine ve kaderine rıza göstermekten, ALLAH’a kavuşana dek sabra sarılmaktan başka bir şey söndüremez.
Kalpte ihtiyaç vardır; onu ALLAH sevgisinden, tövbeden, zikirden, sadakat ve ihlastan başka bir şey kapatamaz. Bütün dünyayı verseler ebediyen o ihtiyacı göremez”.