|
|
 |
« Yanıtla #1 : 29 Mayıs 2008, 13:39:33 » |
|
veeeee FETHİN MANEVİ BOYUTU
İstanbul'un fethi çok kolay gibi görünür ama fethi kolaylaştıran, fethi yapan hükümdarın yönettiği halk tabakasıdır... Onlar nasıl bir ahlaka sahipti ki ALLAH ü Teala onlara fethi nasip eyledi...
Fatih devrindeki esnaf ahlâkı
Fatih, zaman zaman tebdil-i kıyafet eder ve halkının arasına karışırdı. İstanbul’un fethinden önce yine bir gün, kıyafet değiştirerek halkın arasında dolaşmaya başladı. Rastladığı ilk dükkana girdi ve bir okka tuz, bir okka şeker ve bir okka da sabun istedi. Dükkan sahibi bir okka tuzu tartıp Fatih’e verdi ve dedi ki: “Lütfen diğer istediklerinizi de karşıdaki komşumdan alın. Zira, komşum henüz sabah siftahını yapmadı.” Memnun bir edayla dükkandan çıkan Fatih, öbür dükkana girdi ve iki kalem mal istedi. O bakkal da malı verdi ve dedi ki: “Diğer istediğinizi de yandaki komşumdan alınız. Çünkü o daha siftah etmedi.” Sultan’a o bakkal da aynı şekilde davranınca Fatih’in gözleri dolmuş ve böylesine üstün bir ahlaka sahip olan halkın hükümdarı olmaktan büyük mutluluk duymuştu: Şükürle, “Ben böyle bir halkla, değil İstanbul’u dünyayı dahi fethederim” demekten kendini alamamıştır.
FETHİN GERÇEK SAHİBİ !!!
Hoca Muhammed Kasım (ks) anlatıyor: Bir gün Hâce Ubeydullah Ahrar hazretleri Semerkand’da perşembe günü öğleden sonra otururken şöyle dedi: “Filân atımı eğerleyip getirin.” Getirdiler. Müridlerinden bir kısmını da beraberinde alarak binip gitti. Şehrin bağlarından çıkmak üzere idiler ki, müridlerine: “Sizin gelmenize ihtiyaç yok, dönünüz” dedi. Hepsi döndüler. Ubuydullah Ahrar hazretleri, Abbas Çölü (Deşt-i Abbas) diye bilinen sahraya yöneldi. Edebe riayet etmeden bir miktar daha Hoca’nın ardından yürüdüm. Ubuydullah Ahrar hazretlerinin binmiş olduğu atla bir o yana bir yana seğirtmeye başladığını gördüm. Ubuydullah Ahrar hazretleri bazen görünüyor, bazen de görünmüyordu. Daha sonra evlerine döndüler. Yine küstah bir tavırla o halinden kendisine soruldu. Şöyle buyurdular. Anadolu padişahı Sultan Mehmed kâfirlerle karşı karşıya gelip bizden yana müteveccih oldu, bizden yardım istedi. Ona yardım etmemiz icab etti. ALLAH’a hamdolsun mansur ve muzaffer oldu.” Hoca Muhammed Kasım şöyle devam ediyor: Babam Abdülbaki, Anadolu’ya gelip Sultan Bayezid bin Sultan Mehmed ile buluştuktan sonra bize şöyle bir şey nakletmişti: Sultan Bayezid benden Hoca’nın nasıl bir elbise giydiğini, mübarek simalarının nasıl olduğunu, boz bir atının olup olmadığını sordu. Ben de anlattım. Bunun üzerine şöyle buyurdular:
“Babam Sultan Mehmed hazretlerinden işittim ki filan zamanda, öğleden sonra filân yerde kâfirlerle karşılaştık. Kâfirlerin ordusunu galibiyete yakın görünce Hoca Ubeydullah hazretlerine teveccüh ettim. Ve sizin anlattığınız elbise ile aynı sima ve at ile bir velinin zuhur ettiğini gördüm. Bana şöyle dedi: “Ey Sultan Mehmed, korkma!” Ben: Nasıl korkmayayım ki kâfirlerin ordusu çok kalabalık deyince. Bu sefer mübarek yenlerini açıp: “İçeri bak” buyurdu. Baktım, büyük bir sahra içinde, hadsiz hesabsız Müslüman askeri. İlâve etti: “Bunların hepsi sana yardımcıdır. Şimdi şu tepenin üzerine çık, dur. Davula üç defa vur. Orduna savaşmalarını emret. Sultan Mehmed şöyle diyor: Vezirlerim, o esnadaki halimi, düşman askerlerinin çokluğu sebebiyle söylendiğimi, hayretimi ifade ettiğimi zannettiler. Çünkü onlar Hoca’yı görmüyorlardı. Buyurdukları gibi yaptım. Ubuydullah Ahrar hazretlerinin at sürdüğünü gördüm. Düşman hezimete uğrayınca Hoca’dan hiçbir eser görmedim.”
VE DİĞER MİMARLAR...
Akşemsettin Hz, Molla Gürani Hz, Hızır Paşa, Molla Iyas, Hocazade Muslihiddin Mustafa, Hatipzâde Mehmed, Molla Siraceddin ve Abdülkadir
Fetih Marşı
Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek; Dağlardan çektiriler, kalyonlar çekilecek; Kerpetenlerle surun dişleri sökülecek Yürü, hâlâ ne diye oyunda oynaştasın? Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!..
Sen de geçebilirsin yârdan, anadan, serden.... Senin de destanını okuyalım ezberden... Haberin yok gibidir taşıdığın değerden...
Elde sensin, dilde sen, gönüldesin baştasın... Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!..
Yüzüne çarpmak gerek zamanenin fendini... Göster: Kabaran sular nasıl yıkar bendini? Küçük görme, hor görme, delikanlım kendini
Şu kırık âbideyi yükseltecek taştasın; Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!..
Bu kitaplar Fatihtir, Selimdir, Süleyman’dır. Şu mihrap Sinanüddin, şu minare Sinan’dır. Haydi artık uyuyan destanını uyandır!..
Bilmem, neden gündelik işlerle telaştasın Kızım, sen de Fatihler doğuracak yaştasın!..
Delikanlım, işaret aldığın gün atandan Yürüyeceksin... Millet yürüyecek arkandan! Sana selam getirdim Ulubatlı Hasan’dan...
Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın; Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!..
Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin! Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın! Yürü aslanım, fetih hazırlığı başlasın...
Yürü, hâlâ ne diye kendinle savaştasın ? Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!..
ARİF NİHAT ASYA
|