Nakş-ı Gül

Administrator



Üye No : 199
Nerden :
Konu  : 6635
Mesaj : 29156 
5058 Mesajýna Toplam 7453 Kere Teþekkür Edildi
8 Mesajýna Toplam 8 Kere Karma Verildi

|
 |
« : 24 Ağustos 2010, 00:37:59 » |
|
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş YapHatalarını Telâfi Etme İmkânı Olan ve Bunu Başaran Kişiye Ne Mutlu Gelin empati yapalım… Ama kime? Hz. Vahşi’ye (R.A.) empati yapalım, hislerini anlamaya çalışalım.
ALLAHın dinine, ALLAHın rasulüne, ALLAHın bütün dostlarına yaptığı onca kötülükten sonra, onca cinayetlerden sonra kalbine iman nuru aksetmiş ve hatasını anlamış, iman etmişti. Peygamber efendimize bağlılığını, biatını yerine getirmişti.
Aslanağzı ÇiçeğiBu durumda, ALLAHın emriyle geçmiş suçlarından hiçbiri için hüküm giymedi. Ne savaş suçlusu olarak yargılandı ne de onca canların hesabı ondan soruldu. Böylesi bir af dünya tarihinde hiçbir beşeri sistemde olmamıştır ve kıyamete kadar da olmayacaktır. ALLAH öyle hükmetmişti. ALLAH katında da peygamber efendimizin dünyadaki düzeninde de Hz. Vahşi, her küfürden dönen kişi gibi artık “o dönüş yaptığı anda” sütten çıkmış ak kaşık gibi tertemiz olmuştu.
İman etmek, peygamber efendimize tabi olmak, O’nun yüzüne dünya gözü ile, iman eden biri olarak bakabilmek, O’nun sohbet meclisinde bulunmak kadar büyük bir devlet ancak sahabelere nasip oldu. Hz. Vahşi de o sahabelerden biri olmuştu ve bu büyük nimetin farkındaydı. Artık kalbi bütün kötülüklerden arınmış, ALLAH ve rasulünün sevgisi ile pürnur olmuştu. Ne kadar şanslı olduğunu elbette herkesten çok kendisi biliyordu.
Peygamber efendimiz ise ALLAHın affettiğini elbette kendisi de affetmişti. Ama gönlü Hz. Vahşi’ye çok kırgındı. “Bana görünmemeye gayret et” diye kendisinden ricada bulunmuştu.
Evet, nihayetinde peygamber efendimiz de bu dünyada bizim gibi etten kemikten bir insandı. Bizim gibi gönlü vardı. Bizim gibi kalbi vardı. Hayatta en çok sevdiği insanlardan birisi olan amcasının o kişi tarafından şehit edildiğinin acısını gönlünün unutması mümkün olamıyordu. Bu yüzden, Hz. Vahşi artık ALLAH dostlarının en seçkinlerinden biri olmuş olsa bile, efendimizin gözü onu görmek istemiyordu, buna yüreği dayanamıyordu. Elinde değildi.
Peki ya ALLAH ve peygamberinin aşkından yanıp tutuşan Hz. Vahşi’nin kalbi ne durumdaydı? O’na o kadar yakın olduğu halde ona görünmemesi lazımdı. Peygamber efendimiz onun yüzüne bakmayacaktı. Bu acı mı daha büyüktü yoksa efendimizin gönül kırıklığı mı? Varın bir düşünün. Kendinizi her ikisinin de yerine koymaya çalışın.
Hz. Vahşi’nin o haline empati yapalım
“Keşke telafi edebilsem. Telefi edebilmem için ancak Hz. Hamza’yı (R.A.) tekrar dünyaya getirebilmem gerekiyor. Bu ise asla mümkün değil. Onu ben öldürdüm. Bu elimle, şu mızrağımla öldürdüm. Artık geri getirebilmek mümkün değil. Peygamber efendimizin yüreğinin acısını telafi edebilmem mümkün değil. Alemlere rahmet olarak gönderilen sevgili peygamber efendimiz, ALLAHın en sevgili kulu benim yüzüme bakmayacak. Hem de aynı mekanda olmamız mümkünken… O’nun gönlü bana küskün. Ben nasıl talihsiz bir insanım…”
Empati yapmaya iyice konsantre olup devam edelim, bir müddet o hissi anlamaya çalışalım.
Bütün bunlardan almamız gerektiğini düşündüğüm hisseye gelince: Gönül yıkma suçlarımızı TELAFİ etme imkanımız varsa değerlendirmekte acele etmemizdir.
Kimsenin kalbini incitmeyelim gönül yıkmayalım. ALLAH dostları diyor ki bir gönül yıkmak bin Kâbe yıkmaya bedeldir. İyi düşünelim.
Kırdığımız her bir imanlı kalbi düşünelim.
Kurandaki bir ayet peygamber efendimizi şöyle tanımlıyor: “Sıkıntıya uğramanız o’na ağır gelir. O, size çok düşkündür. Mü’minler üzerine Rauf ve Rahim’dir.”
Peki, kırdığımız bir mümin kalbi eğer peygamber efendimiz için çok değerliyse, biz o kalbi kırmışsak, o kalpte derin bir yara açmışsak… Gaybı da bilmediğimize göre…
Çok ciddi olarak düşünelim. Neredeyse cinayet kadar ağır olan bu kalp kırma – gönül yıkma günahımızın önemini anlamamışsak, suçumuzun büyüklüğünü kabullenmemişsek, ALLAHa da peygamber efendimize de hiç mi hiç değer vermiyoruz demektir.
Düşünelim ve kırdığımız bir kalbin yarası kurumadan önce, iş işten geçmeden önce telafi etmeye çalışalım. Büyük bir kul hakkıdır. Gerçek iman sahibi kimseler bir damla elma suyuna helallik alabilmek için iki yıl köle olmayı kabul edecek kadar ALLAHa ve peygamber efendimize o derecede bağlı idiler. İmanları o derecede kesin ve kat’i idi. Peki kıyaslayalım düşünelim: Kırılan bir mümin kalbinin, yıkılan bir mümin gönlünün bir damla elma suyu kadar da mı değeri yok? Daha fazla kul hakkı değil midir? Kul hakkı bir yana, kendisine bu cinayeti yakıştırmak, bu vebali umursamamak bir müslümana yakışır mı?
Elbette yakışmaz. Bazen kırıcı olabiliyoruz. Sonra da ben bunu nasıl yaptım diye şaşırıp kalıyoruz, kendimize inanamıyoruz. İnsanlık hali.. Böyle şeyler olabiliyor.. Kim bilir bunlar belki daha büyük güzelliklere açılan kapılar olabilir. Yeter ki çok geç olmadan hatalarımızı hakkıyla telafi edelim bundan hiç çekinmeyelim üşenmeyelim. Hep kötülükleri emreden nefs-i emmareden kurtulmak isteyenlere hodri meydan.. İşte fırsat… Yıktığının daha âlâsını inşa et. Boş durma. ALLAH da beğensin kul da…
|