Halil b. Ahmed Ibn Muâz Hüseyin Mervezî Ebû Muâviye Darîr A'meş Minhal Ibn Amr yolu ile Berrâ b. Âzib rivayet ediyor:
— Resûlullah ile Ensardan birinin cenazesini teşyie çıkarak kabre kadar gittik. Henüz kabri açılmamıştı. Resûlullah (s.a.v.) bir yere oturdu. Biz de çevresini sarıp oturduk. Sessiz ve hareketsiz idik; sanki başımıza kuş konmuştu. Resûlullah (s.a.v.)'ın elinde bir ağaç parçası vardı; yeri eşip duruyordu. Bir ara başını kaldırdı; şöyle buyurdu:
— "Kabir azabından ALLAH'a sığınınız."
Bu cümleyi iki veya üç defa tekrarladı; sonra şöyle devam etti:
— "Mû'min kul dünya hayatından kesilip âhirete yöneldiği sırada; kendisine melekler gelir. Onların yüzleri beyaz güneş gibi parlaktır. Yanlarında cennet kefeni vardır. Ayrıca cennetin Ölüye saçılacak kokuları da vardır. Gözün görebileceği yere kadar otururlar.
Bundan sonra ölüm meleği gelir; hastanın baş ucuna oturur; şöyle der:
—Ey hakikate ermiş nefisi ALLAH'ın mağfiretine rızâsına çık. O nefis çıkar; hem de sakanın kabından akan su gibi.
Onun ruhu çıktıktan sonra yerde ve gökte olanların hapsi namazını kılar. Fakat Ins ve cin taifesi hariç.
Nefisten çıkan o ruhu bir an bile ellerinde durdurmadan getirdikleri cennet kefenine sararlar. Kokular serperler.
Ondan öyle güzel koku çıkar ki yeryüzünde bulunan miskten daha güzeldir.
O güzel ruhu böylece alıp yükselirler. Onu alıp yükselirken uğradıkları her melek kafilesi sorar:
—Bu güzel kokulu ruh kimin?
Onu taşıyan melekler İse şöyle derler:
—Bu falan oğlu falanın ruhudur.
Bunu böyle söylerken en güzel isimlerini sayar dökerler. Bu hal ile dünya semâsına kadar giderler.
Dünya semâsı kapısının açılmasını isterler. Onlara kapı açılır. Güzelce karşılanırlar. Sonra onu uğurlarlar. Bu karşılama ve uğurlama ile yedinci semâya kadar giderler. Orada ALLAHu Teâlâ'nın şu fermanı gelir:
— Onun sicilini illiyyin arasında tutunuz. (Yani cennetlikler arasında.) Ve onu yeryüzüne götürünüz. Çünkü biz onları yerden yarattık; yine oraya iade edeceğiz ve oradan tekrar çıkaracağız.
Bundan sonra o ruh cesedine iade edilir.
Daha sonra ona iki melek gelir; aralarında sorulu cevaplı şöyle bir konuşma olur:
—Rabbin kimdir?
—Rabbim ALLAH'tır.
—Dinin nedir?
—Dinim İslâm'dır.
Bundan sonra Resûlullah'ı kasdederek sorarlar:
—Aranızda zuhur eden şu zât İçin ne dersin?
— O ALLAH'ın Resulüdür.
—Nereden biliyorsun?
—ALLAH ın kitabını okudum. Ona inandım ve onu tasdik
Bundan sonra şu nida gelir:
— Kulum doğru söyledi. Ona cennet yataklarından bir yatak verin.
Cennet elbiselerinden bir elbise giydirin; ona cennetten bir kapı açın ki oranın güzel rüzgârı ve kokusu gelsin. O kulun kabri göz alımı kadar genişler; ve büyür. Bundan sonra ona güzel yüzlü ve güzel kokulu biri gelir
— Bugün seni sevindirecek bir müjde ile geldim. O merur edecek şey Rabbin sana iyilik vaadidir.
Sorar:
—Sen kimsin?
— Ben senin güzel amelinim; deyince şu duayı yapar:
— Yâ Rabbi! Bir an önce Kıyamet'i kopar ki ehlime ve hizmetçilerime kavuşayım."
Resûlullah (s.a.v.) anlatıyor:
— "Dünya hayatından kopup âhiret hayatına yönelen kâfir kulun durumu şöyledir:
Ona da gökten melekler İnerler. Fakat yüzleri simsiyahtır.
Gözlerin gördüğü yeri kaplayacak kadar çokturlar o kulun yanına otururlar. Beraberlerinde bir çul parçası getirmişlerdir. Daha sonra ölüm meleği gelerek onun başucuna oturur; şöyle hitap eder:
— Ey habis ruh! ALLAH'ın gazabına dargınlığına çık. Bu¬nun üzerine onun organları darmadağın olur. Onun ruhu çıkar; ama nasıl? Kızgın demir ıslak yüne nasıl bastırılır çekilirse öyle çıkar. Damarlar ve sinirler birlikte çekilir.
O çıkan ruhu alır; elinde hiç bekletmeden o çul parçasına koyarlar öyle bir kokusu vardır ki cifeden daha kötüdür. Ve onu bu hâli ile alıp çıkarlar.
Meleklerden hangi grup onlara rastlasa sorar:
—Bu habis ruh kimin?
Onlar da:
—Bu falan oğlu falanın ruhudur; diyerek en çirkin İsim ve sıfatları ile tanıtırlar. Bu hâl ile dünya semâsına kadar varırlar.
Dünya semâsının kapısının açılmasını isterler ama açılmaz."
Bundan sonra Resûlullah (s.a.v.) şu âyeti okudu:
—"...Onlara semâ kapıları açılmayacaktır. Cennete de giremeyeceklerdir. Onlar deve iğne deliğine girinceye kadar cennete giremeyecektir..." (Araf sûresi âyet:4O)
Resûlullah (s.a.v.) devam etti:
—"Sonra şu nida gelir:
— Onun sicilini cehennemlikler arasında tutunuz. Bundan sonra onun ruhu fırlatılıp atılır."
Şu âyeti okudu:
—"ALLAH'a şirk koşan gökten düşüp kuşa yem olana; rüzgârın uzağa savurduğuna benzer." (Hâc sûresi âyet:3i)
Resûlullah devam etti:
— "Böylece yuvarlanır. Sonra gelip cesede girer. Bundan sonra ona İki melek gelir; yanına oturarak sorarlar:
— Rabbin kimdir?
— Haaa!...bilmiyorum.
—Dinin nedir?
—Haa!...bilmiyorum.
Sonra Resûlullah'ı kasdederek:
— Size gönderilen şu zât İçin ne dersin?
—Haaa!...bilmiyorum.
Bundan sonra şu nida gelir:
— Bu kulum yalan söyledi. Onu ateşten bir döşeğe yatırın. Kabrine cehennemden de bir kapı açın.
Böylece cehennemin sıcağı ve zehirli havası onu sarar. Kabir onu sıkar; kaburga kemikleri birbirine girer.
Bundan sonra karşısına kötü yüzlü ve pis giyimli bir adam gelir: Kokusu da yüzünden ve giyiminden daha kötüdür.
Onun yanına gelir ve şöyle der:
—Sana vaat olunan kötü haberi getirdim. Sorar:
—Sen kimsin?
—Senin kötü amelinim; sözünü duyunca;
— Yâ Rabbl Kıyâmet' vuku buldurma! Kıyamet'! vuku buldurma der."
(Tenbihü'l-Gafilin
[/b][/size]