• Ana Sayfa
  • Ara
  • Yardım
  • Ara
  • Giriş Yap
  • Kayıt
  • Ara
  • Ara
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Yaşayan Allah Dostları

Kullanıcı Adı  
Şifre
Ayrıntılı Konu Bilgileri
Konu BaşlığıKonu: Haftanın Konusu: Vefa nedir?Vefanın Önemi ve Kimlere vefalı olmamız gerekiyor? konusu, Haftanın Konusu: Vefa nedir?Vefanın Önemi ve Kimlere vefalı olmamız gerekiyor? programı, Haftanın Konusu: Vefa nedir?Vefanın Önemi ve Kimlere vefalı olmamız gerekiyor? forumu, Haftanın Konusu: Vefa nedir?Vefanın Önemi ve Kimlere vefalı olmamız gerekiyor? program yükle, Haftanın Konusu: Vefa nedir?Vefanın Önemi ve Kimlere vefalı olmamız gerekiyor? download, Haftanın Konusu: Vefa nedir?Vefanın Önemi ve Kimlere vefalı olmamız gerekiyor? hikayeleri, Haftanın Konusu: Vefa nedir?Vefanın Önemi ve Kimlere vefalı olmamız gerekiyor? resimleri, Haftanın Konusu: Vefa nedir?Vefanın Önemi ve Kimlere vefalı olmamız gerekiyor? haber, Haftanın Konusu: Vefa nedir?Vefanın Önemi ve Kimlere vefalı olmamız gerekiyor? yükle, Haftanın Konusu: Vefa nedir?Vefanın Önemi ve Kimlere vefalı olmamız gerekiyor? videosu, Haftanın Konusu: Vefa nedir?Vefanın Önemi ve Kimlere vefalı olmamız gerekiyor? yandex
Cevap SayısıCevap Sayısı: 4 cevap var
Okunma SayısıOkunma Sayısı 763 defa
Konuyu Görüntüleyenler

Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Haftanın Konusu: Vefa nedir?Vefanın Önemi ve Kimlere vefalı olmamız gerekiyor?  (Okunma Sayısı 763 defa)
 
31 Ocak 2011, 10:40:30
AySİMa

Emekli

Onursal Üye

*


Üye No : 962

Nerden : istanbul

Konu  : 1116

Mesaj : 6107

. Yürek Yanmadıkça Göz Yaşarmaz..

1136 Mesajýna Toplam
1516 Kere Teþekkür Edildi

1 Mesajýna Toplam
1 Kere Karma Verildi
Offline
« : 31 Ocak 2011, 10:40:30 »

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap


“Vefa nedir? Kimlere vefalı olmamız gerekiyor? Vefasız olmanın bedeli ve günahı var mıdır?”




Vefa, sözlükte sözünde durmak, sözünü yerine getirmek, sözünü tutmak, borcu ödemek, dostluk ve sevginin gerektirdiği davranışlarda devamlı olmak mânâlarına gelir. Müslüman’ın ahlâk güzelliğidir, erdemidir, faziletidir, doğruluğudur, dürüstlüğüdür.


Kur’ân’da birçok âyet insan sıfatıyla bizleri, muhatabımız düşmanımız da olsa vefalı olmaya çağırıyor. Müslüman zararına da olsa verdiği sözü tutan, yaptığı sözleşmelere uyan, imza koyarak taraf olduğu antlaşmalara sadık kalandır.
Kur’ân buyuruyor ki:

“Yüzlerinizi doğudan ve batıdan yana çevirmeniz birr ve takva (ALLAH katında makbul olan iyilik) değildir. Asıl birr ve takva; ALLAH’a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; ona olan sevgisine rağmen, malı yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda direnip sabredenlerin bu tutum ve davranışıdır.

İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttakî olanlar da bunlardır.1

“Ey iman edenler! Yaptığınız sözleşmeleri titizlikle yerine getirin.”2

“Ahidleştiğiniz zaman, ALLAH’ın ahdini yerine getirin, pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın; çünkü ALLAH’ı üzerinize kefil kılmışsınızdır. Şüphesiz, ALLAH, yapmakta olduklarınızı bilir.3

“Verdiğiniz sözleşmeyi tutunuz. Çünkü verdiğiniz sözlerden sorguya çekileceksiniz.”4

“Kim ALLAH’a karşı verdiği ahdine vefa gösterirse, artık O da, ona büyük bir ecir verecektir.”5

Peygamber Efendimiz (asm) Müslümanlar arası vefanın nasıl yaşanacağı konusunda buyuruyor ki: “Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Ona hıyanet etmez. Ona yalan söylemez. Ona yardımı terk etmez. Her Müslüman’ın ırzı, malı ve kanı diğer Müslüman’a haramdır.”6

Öyleyse başta Hâlık’ımız, Razık’ımız, Fâtır’ımız olan Cenâb-ı ALLAH’a vefalı olmamız vazifemizdir, farzdır. Onun Resûlüne (asm) getirdikleri konusunda vefalı olmamız da vazifemizdir ve bu değişik hükümler içerse de farzdan sünnete kadar derecelerle üzerimizdeki yükümlülüklerdir.

Yakınlarımıza, akrabalarımıza, anne ve babamıza, kardeşlerimize, ailemize, eşimize, arkadaşlarımıza da vefalı olmamız gerekir. Ahlâk-ı hamîdemiz bize bunu da emreder. Her bir muhataba karşı vefa konusu değişir şüphesiz. Meselâ tehlike anında, elimizde bir imkân varsa, Müslüman kardeşimizi tehlikeyle baş başa bırakıp gidilmez. Ona yardım etmemiz gerekir. Vefa budur. Akrabalarımızı arayıp sormak, gerekirse yardımcı olmak, dertleriyle ilgilenmek onlara olan vefamızın gereğidir. Kur’ân buna sıla-i rahim diyor ve önemli bir görev olarak üzerimize yüklüyor.

Arkadaşlar arası verdiğimiz sözlere sadık olmamız ve vefalı davranmamız gerekir. Eğer yapılmayacak bir söz ise, söz verip sadakat göstermemek yerine, başlangıçta söz vermememiz daha doğru olur. Atalarımızın “Söz namustur” ifadesini unutmamak, verdiğimiz sözü namus saymak vefalı davranışın gereğidir.

Vefasız olmanın bedeli elbette vardır ve vefa konusuna göre değişir. ALLAH’ın emirlerine vefalı olmamak bize iki dünyada da kaybettirir. Sünnet-i seniyyeye vefalı olmamak bizi hüsrana uğratır. Arkadaşlarımıza doğru konularda ve dinî hizmetlerde vefalı olmamak bizi şahs-ı manevî havuzundan ve birlik ve beraberlik sevabından alı koyar, en hafif ifadeyle bizi dostsuz bırakır, arkadaşsız bırakır. İhlâsımızı ve sadakatimizi zedeleyebilir. Hizmet şevkimizi kaçırabilir.
Oysa vefalı olmakta konusuna göre büyük sevaplar, feyizler ve dereceler vardır. Her şey bir yana, rahmet vefalı olana gelir, inayet vefalı olana gelir, şefkat vefalı olana gelir. ALLAH’ın rızası vefalı olandan yanadır.


Dipnotlar:

1- Bakara Suresi: 177.
2- Maide Suresi: 1.
3- Nahl Suresi: 91.
4- İsra Suresi: 34.
5- Fetih Suresi: 10.
6- Riyazu’s-Salihin, 234.

Logged
 Hızlı Üyelik Sistemi

Konu İçerigini Görmek İçin Aşagıdaki Boslukları Doldurun Ve 5 Saniyede de Uye Olun...

Üye adınız:    Şifreniz:    Şifrenizi tekrar yazın: E-mail adresiniz:   

31 Ocak 2011, 10:41:16
AySİMa

Emekli

Onursal Üye

*


Üye No : 962

Nerden : istanbul

Konu  : 1116

Mesaj : 6107

. Yürek Yanmadıkça Göz Yaşarmaz..

1136 Mesajýna Toplam
1516 Kere Teþekkür Edildi

1 Mesajýna Toplam
1 Kere Karma Verildi
Offline
« Yanıtla #1 : 31 Ocak 2011, 10:41:16 »

İSLAM DA VEFA VE DOĞRULUK

Muhterem Müslümanlar!
Mensubu bulunmakla iftihar ettiğimiz İslam dini, en üstün erdemleri içeren bir dindir. İyi olan ne varsa emretmiş, kötü olan ne varsa yasaklamıştır. Dinimizin emrettiği iyilerin başında ahde vefa ve doğruluk gelir. Bu iki özellik aklen de iyidir, çünkü saygının ifadesidir. Onun için güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderilen sevgili Peygamberimizin en mümeyyiz özelliklerinden ikisi doğru ve ahde vefalı oluşudur. Bu özellikleri dolayısıyla kendisine, güvenilir Muhammed anlamında Muhammedü’l-emin denilmiştir. Rabbinden, dinini aleni tebliğ emrini aldığında, Kureyşlileri sefa tepesinin eteğine toplamış ve asıl tebliğini yapmadan önce; “Size şu tepenin arkasından bir ordunun geldiğini söylesem inanırmısınız” diye sordu. Kureyşliler; “Evet inanırız, çünkü sen doğru söylersin, güvenilir birisin” karşılığını verdiler. Çünkü onu böyle tanımışlardı.
ALLAH Resulü, bizim de verdiği sözü tutan, konuştuğu zaman yalan söylemeyen birisi olmamızı istemiştir.

Değerli Mü’minler!
Bizler bezm-i ezelde Rabbimizin; “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” hitabına “Evet Rabbimizsin” diyerek müsbet cevap vermişiz. Dünyaya geldikten sonra da kendi irademizle “lailahe illALLAH” diyerek sadece O’nun ilah olduğunu, O’ndan başka ilah olmadığını ikrar etmiş, müslüman olmuşuz. Öyleyse ALLAH’a karşı kulluğumuzu bilip, tek ALLAH inancını zedeleyici fikir karışıklıklarından arınmamız, O’na karşı kullukta kusur etmememiz, emirlerine uyup, yasaklarından uzak durmamız verdiğimiz sözün gereğidir. Ahdimize vefadır. Aksi davranışlar ise ahde vefasızlıktır. Rabbimiz Kur’an’da kendisine ve insanlara karşı olan ahdimize uymamızı emreder. Kur’an’da içerisinde ahd kelimesi kullanılarak, ahde vefayı emreden on iki tane ayet vardır. Örnek olarak bunlardan birkaçının mealini sunalım;
“ALLAH’ın Ahdini az bir menfaat karşılığı değişmeyin. Şüphesiz ALLAH’ın katındaki, sizin için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz!... (Nahl;16/95)
“Ahdinizi yerine getiriniz, çünkü ahdinizden mesülsünüz.” (İsra;17/4)
“Ey iman edenler! Bağlandığınız ahidleri yerine getiriniz.” (Maide;5/1)
Ahde vefa ve doğruluk insanların güven duygusuna saygı göstermek, onu istismar etmemektir. Aksi ise, insanlara hiyanet ve onları kandırmaktır. Onlara saygısızlıktır. Bu da, “Kendisi için istediğini müslüman kardeşi için de istemek” zorunda olan bir müslümana yakışmaz. Çünkü bu tür davranış içi dışı birbirine uymayan münafıkların özelliklerindendir. Nitekim bir hadisinde Efendimiz, “Dört haslet var ki bunlar kimde bulunursa o kimse halis münafık olur. Bir kimsede bunlardan biri bulunursa, bu huyu bırakıncaya kadar, kendisinde nifaktan bir parça vardır. Kendisine emniyet edilirse hıyanet eder, konuşurken yalan söyler, söz verirse sözünde durmaz niza ederse haddi aşar.” buyurmuşlardır.

Evet Muhterem Müslümanlar!
Resulüllah’ın izinden gelen halis bir mü’min olamak istiyorsak, sözümüz ve özümüz doğru olsun. Verdiğimiz sözü tutalım, tutamayacağımız sözü vermeyelim. Hutbemizi bir hadis meali ile bitirelim; “Müslüman kardeşin seni tasdik ederken (sana teslim olmuşken) ona yalan söylemen hıyanet olarak sana yeter.”


DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞININ
AĞUSTOS 1996 TARİHLİ HUTBESİDİR
Logged
 Hızlı Üyelik Sistemi

Konu İçerigini Görmek İçin Aşagıdaki Boslukları Doldurun Ve 5 Saniyede de Uye Olun...

Üye adınız:    Şifreniz:    Şifrenizi tekrar yazın: E-mail adresiniz:   

31 Ocak 2011, 10:45:36
AySİMa

Emekli

Onursal Üye

*


Üye No : 962

Nerden : istanbul

Konu  : 1116

Mesaj : 6107

. Yürek Yanmadıkça Göz Yaşarmaz..

1136 Mesajýna Toplam
1516 Kere Teþekkür Edildi

1 Mesajýna Toplam
1 Kere Karma Verildi
Offline
« Yanıtla #2 : 31 Ocak 2011, 10:45:36 »

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

Vefâ, dost ikliminde yetişen güllerdendirYUSUF ALATAŞ
Vefa hissi, duyguda, düşüncede, tasavvurda aynı şeyleri paylaşanların etrafında efil efil eser. Kinler, nefretler, kıskançlıklar ise onu bir an olsun iflah etmez, yok eder.
Vefayı, insanın, gönlüyle bütünleşmesi şeklinde tarif edenler de vardır. Doğrusu, kalbî ve ruhî hayatı olmayanlarda vefadan bahsetmek bir hayli zordur. Konuşurken doğru beyanda bulunma, verdiği sözlerde, ettiği yeminlerde vefalı olma gönül hayatının temizliğine bağlıdır. Kendini yalan ve aldatmadan kurtaramayan; her an verdiği söz ve yeminlere muhalif hareket eden ve yüklendiği mesuliyetlerin ağırlığını hissetmeyen ikiyüzlü ve müraî tiplerin gönül hayatları olabileceğine ihtimal vermek, sadece bir aldanmışlıktır. Böylelerinden vefa beklemek ise tamamen safderûnluktur.
İnsan, vefa duygusuyla emniyet ve itimada liyakat kazanır madden ve manen yükselir. Bir aile, vefa duygusu üzerine kurulmuş ise devam edebilir, bir millet bu yüce duygu ile faziletlere erebilir. Bir devlet, kendi milletine kar­şı ancak bu duygu ile itibarını koruyabilir. Vefa düşüncesinin yitirildiği bir ülkede, ne olgun insandan, ne huzur soluklanan yuvadan, ne de istikrarlı ve güvenilir bir devletten bahsetmek mümkündür. Böyle bir ülkede insanlar birbirlerine karşı kuşkulu; aileler kendi içinde huzursuz, devlet halkına karşı korkular âbidesi ve her şey birbirine karşı yabancıdır.

Huzurun iksiri vefa hissidir

Vefa duygusu, bireylerin birbiriyle kaynaşıp bütünleşmesini temin eder. Vefa sayesinde ayrı ayrı parçalar bir araya gelerek birliğe ulaşır. Vefa duygusu sonsuzluk ve hesap duygusuyla birleşince ötelerden gelen tayflar, kitlelerin yolunu aydınlatır ve toplumun önünü kesen bütün tıkanıklıkları açar. Elverir ki o toplum, vefa duygusuyla olgunlaşmış ve onun kenetleyici kollarına kendini teslim etmiş olsun.
Bir düşünceye gönül mü verdin; bir ideale mi bağlandın; varıp biriyle dostluk mu kurdun, gel! Fakat vefalı ol! Zira Hakk katında da halk katında da en çok itibar gören “vefa” ve vefalılardır.
Bütün yükselenlerin hasenat defterleri, vefa ile kapanıp vefa ile mühürlendi. Bütün yolda kalmışlar ise vefasızlık damgasını yedi, onunla damgalandı. Evet, üzerlerine aldıkları mükellefiyetleri, iki adım öteye götürmeden vefasızlık edip bir kenara çekilenler, zillet ve hakaret damgasını yiyerek aşağıların aşağısına itildiler.
Merhum İstiklal şairimiz yaşadığı dönemde İslam’a yapılan vefasızlıkları şöyle tarif ediyordu:
"Ne tüyler ürperir, ya Rab! Ne korkunç inkılâb olmuş:
Ne din kalmış, ne iman, din harâb imân serâb olmuş."

Rabb’imiz (cc) vefalı olanı sever


Cenab-ı ALLAH, (cc) biz kullarına karşı çok vefalıdır. ALLAH’ın (cc) kullarına karşı olan vefası, kullarına yardım etmesi, dualarına karşılık vermesi, onlara özel ikramda ve lütuflarda bulunması demektir. ALLAH’ın bir ismi de “el-Vâfî”dir ki bu anlattığımız manaları içine almaktadır. ALLAH’ın cömert kullarına karşı, harcadıklarından daha fazlasını vermesi O’nun bir vefasıdır. Rabb’imiz’in, Efendimiz’e (sas) özel ikramlarda bulunması, ona şefaat hakları vermesi de yine ALLAH’ın bir vefasıdır. ALLAH; ihlas, istikâmet, sabır, oruç, tevekkül, tövbe ve zikir gibi değerlerle hayatını ihya eden kullarını da eli boş bırakmaz, onlara karşı da vefa ile mukabelede bulunur. Ayrıca hastalığa uğramış, zulme maruz kalmış, şehadet mertebesini kazanmış olanlara karşı da çok vefalı davranır.
Mevzu ile ilgili olarak, Hz. Enes (ra) şöyle bir kutsî hadis rivayet etmektedir: “Ben Resûlullah’ı şöyle buyururken dinledim: “ALLAH Tealâ, ‘Ey âdemoğlu! Sen Bana dua ettiğin ve Benden affını umduğun sürece, işlediğin günahlar ne kadar çok olursa olsun onların büyüklüğüne bakmadan seni bağışlarım.
Ey âdemoğlu! Günahların gökleri dolduracak kadar olsa, sen Benden bağışlanmanı dilersen, günahlarını affederim. Ey âdemoğlu! Sen yeryüzünü dolduracak kadar günahla huzuruma gelsen, fakat bana hiçbir şeyi ortak tutmamış, şirke bulaşmamış olsan, Ben de seni yeryüzü dolusu mağfiretle karşılarım.’ buyurmuştur. ( Tirmizi, Daavât 98)”
Kul, Rabb’ine dua ettiği, O’na şirk koşmadığı, O’ndan başka hiçbir güç ve mercie “eyvALLAH” etmediği ve günahına rağmen affedilmesini umduğu sürece, işlediği günahlar ne kadar çok olursa olsun, Rabb’imiz onları bağışlayacağını bildiriyor. Öyle ise, şu hususu hiç akıldan çıkarmamak gerekmektedir: “Dua edeceğiz; ama bunun yanında bağışlayıcı bir Rabb’imizin olduğunu düşünüp, ümidimizi hiç yitirmeyeceğiz.”

Şefaat hakkı ve salavâtlar

Rabb’imizin Efendimiz’e vefasının bir örneği de Mahşer günü O’na şefaat hakkı tanımasıdır. Ayrıca, Efendimiz’e (sas) yolladığımız salât ü selâmların kendisine ulaştırılması, O’nun memnun edilmesi de Rabbimizin en büyük vefasındandır.

Yüce Rabb’imizin (cc) Efendimiz’e vefası


Efendimiz’e (sas) yapılan iltifat, diğer peygamberlere yapılanlardan çok farklıdır. Efendimiz’in isminin kelime-i tevhidde zikrini mecbur tutması, Hz. Muhammed’e ve O’nun risaletine iman edilmeden yapılmış imanı kabul etmemesi en büyük vefasıdır. O’nu nurdan bir helezonun zirvesine çıkarmış, O’nu peygamberlikle serfirâz kılmış ve Mirac-ı Ekber ile O’nu Zât’ına muhatap kılmıştır.
Cenab-ı ALLAH bir âyet-i kerimede: “Ey Resulüm, de ki: ‘Ey insanlar, eğer ALLAH’ı seviyorsanız, Bana uyun ki ALLAH da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. ALLAH gafurdur, rahimdir.” (Âl-i İmran, 3/31) Buyurarak bizlere şunu anlatmaktadır: ALLAH’ı sevmek, insanın yaratılışının en yüce hedefi, dolayısıyla İslâm’ın insanları kendisine doğru sevk ettiği en yüksek gayedir: “Eğer ALLAH’ı seviyorsanız, Habîbullah’a uyacaksınız. O’na uyulmazsa, demek ki ALLAH’ı sevmiyorsunuz.”

Bir Rahmani vefa tablosu


Enes b. Mâlik (ra) şöyle bir hâdise anlatmaktadır: Ben bu ümmetin üç hâdisesine şâhit oldum ki; eğer bu hâdiseler İsrâiloğulları arasında geçseydi, onlarla diğer ümmetler yarışamazlardı. Bunlardan biri şudur: ‘Biz, Suffe’de Resûlullah’ın yanında bulunuyorduk. Bir kadın yeni hicret etmiş olarak Resûlullah’a geldi, yanında, buluğ çağına ermiş bir oğlu vardı. ALLAH Resulü kadını kadınların yanına, oğlunu da bizim yanımıza yolladı. Çok geçmedi, kadının oğlu Medine vebasına yakalandı, birkaç gün hasta yattıktan sonra öldü. ALLAH’ın Resulü çocuğun gözlerini kapadı ve yıkanıp kefenlenmesini emir buyurdu. Cenazeyi yıkayacağımız sırada Resûlullah;
- Enes, git annesine haber ver, buyurdu.
- Ben de gittim, kadına haber verdim. Kadın geldi, oğlunun ayak ucunda oturup, ayaklarını eline aldı ve:
- ALLAH’ım! Kendi arzumla Müslüman oldum, yüz çevirip putları boynumdan çıkardım. Seni arzulayarak hicret ettim. Beni belaya uğratıp da putperestleri şâd eyleme ALLAH’ım! Taşıyamayacağım bu yükü bana yükleme, diye yalvardı.
- VALLAHi, kadın duasını bitirir bitirmez, oğlu ayaklarını kıpırdattı; yüzündeki örtüyü açtı ayağa kalktı. Bu genç, Resûlullah’ın (sas) vefatından sonra da yaşadı, hatta annesi de kendisinden önce öldü.” (Kandehlevî, Hayatu’s Sahabe, IV/292)

Cennet, vefalı gönüller diyarıdır


Rabb’imiz, insanlar ibadet ediyor, emrettiği şeyleri uygularken sıkıntılar çekiyor, ölüyor, öldürüyor, işkencelerden geçiyor diye insanlara cennetine almak mecburiyetinde değildir. Mesela kölelik döneminde devletin ya da şahsın elinde köle olan bir insan yapmaya mecbur olduğu şeyleri yaptığı için ödüllendirilmezdi. Çünkü, “köle” idi ve hiçbir söz hakkı yoktu. En yenmeyecek ve giyilmeyecekler ona verilir, hiçbir hürmeti olmazdı. Ne kadar başarılı olursa olsun. Aynen bunun gibi Rabb’imize karşı bir “köle”den farkımız yoktur. Ne amelimize, ne de niyetimize bakarak O’na karşı cenneti “hak ettiğimizi” iddia edebiliriz. Cennet, “ibadetlerimizin karşılığı değil, Rabb’imizin bizzat lütfu, keremi ve sabırlı mü’min kullarına vefasıdır.”

Rabb’imiz kullarına karşı vefalıdır


Sabır; ağrı, acı, tahammülü güç ve katlanması zor hâdise ve vak’alar karşısında dişini sıkıp dayanma mânâlarına gelmektedir. Yine Hud Sûresi’nde Cenab-ı ALLAH, “Resulüm! Sabret, zira ALLAH iyi davrananların mükâfatını zayi etmez.” (Hud, 11/115) buyurmaktadır. Bir kutsi hadiste sabredenlerin mükâfatı şöyle açıklanmaktadır: Ebû Hureyre’den (ra) rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sas): “ALLAH Teâlâ şöyle buyurdu: Dünyada sevdiği bir dostunu aldığım zaman, (sabredip) ecrini ALLAH’tan bekleyen mümin kulumun katımdaki karşılığı cennettir.” (Buhârî, Rikâk 6) Yine Enes İbni Mâlik’in (ra) Efendimiz’den (sas) rivayet ettiği bir kutsî hadis ise şu şekildedir: “ALLAH Teâlâ buyuruyor ki: Kulumu, iki gözünü kör etmekle imtihan ettiğim zaman sabrederse, gözlerine karşılık olarak cenneti veririm.” (Buhârî, Merdâ 7)

Aile fertleri vefakâr olmalı

Aile; bireylerden oluşmaktadır. Aile fertlerinin birbirlerine karşı sevgi saygı göstermesi gerektiği gibi, birbirlerine karşı vefalı olmaları da gerekmektedir. Aile içinde en önemli konulardan birisi, aile içi sırların muhafaza edilmesidir. Bu konuyla ilgili olarak şu hadis zikredilebilir: Ebû Saîd el-Hudrî’den (ra) rivayet edildiğine göre Resûlullah (sas) şöyle buyurmaktadır:
“Kıyamet gününde ALLAH Teala’ya göre en fena insan, karısıyla mahremiyetini paylaştıktan sonra onun sırrını ifşa eden kimsedir.” (Müslim, Nikâh 123,124)
Bir aileyi ayakta tutan en hassas konu güven duygusudur. Bunun oluşması, sağlamlaşması için gerekli olan en önemli husus, aile içi sırları muhafaza etme, mahremiyetleri başkalarına anlatmamaktır. Eşlerin gözlerini haramdan sakınmaları, birbirlerine emanet ettikleri para vs’yi yerinde ve yeteri kadar harcamaları, birbirlerinden habersiz gündemlere sahip olmamaları vefa duygusuyla izah edilebilir.

Anne-babaya vefalı olalım


Cenab-ı ALLAH, Kur’an-ı Kerim’de anne-babaya itaat etmekle ilgili olarak şunları bildirmektedir: “Rabb’in şöyle buyurdu: ALLAH’tan başkasına ibadet etmeyin. Anneye ve babaya güzel muamele edin. Şayet onlardan her ikisi veya birisi yaşlanmış olarak senin yanında bulunursa, sakın onlara ‘Off!’ bile deme, onları azarlama, onlara tatlı ve gönül alıcı sözler söyle.” (İsra, 17/23)
ALLAH (cc) önce kendisine ibadet etmeyi, ardından ana-babaya itaati emretmiştir. Bu gerçekten çok manidardır.
Ahkaf Sûresi’nde, “Biz insana, anne ve babasına güzel muamele etmesini emrettik. Zira annesi onu nice zahmetlerle karnında taşımış ve nice güçlüklerle doğurmuştur. Çocuğun anne karnında taşınması ve sütten kesilmesi otuz ay sürer. Nihayet insan, gücünü kuvvetini bulup daha sonra kırk yaşına girince ‘Ya Rabb’i’ der, ‘Gerek bana gerek anneme, babama lütfettiğin nimetlerine şükür yoluna beni sevk et. Senin razı olacağın makbul ve güzel iş yapmaya beni yönelt ve bana salih, dine bağlı, makbul nesil nasip eyle! Rabb’im! Senin kapına döndüm, ben Sana teslim olanlardanım.” (Ahkaf, 46/15) denilerek doğumdan sonra anne ve baba tarafından bakıma muhtaç olan insanın, ebeveynine güzel muamele etmesi emredilmektedir.
Anne-babaya yapılan en küçük bir vefa hareketi karşılıksız kalmayacak; hem bu dünyanın, hem de âhiretin imâr edilmesine vesile olacaktır. Çünkü, Rabb’imiz mü’min anne-babasının helalliğini alamamış kullarına rahmetiyle muamele etmeyecektir.

Tövbe etmemiz, vefa gereğidir
Bir günahın işlenmesi sonucunda insanın tövbe, istiğfar etmesi gerekmektedir. Hadis-i şerifte, günah işlemiş bir insanın yaptıklarını affettirebilmesi “pişmanlık” içinde bulunması gerektiği ifade edilmiştir. Çünkü, günah işlenerek vefasızlık yapılmış, tövbeyle de vefa adına yeni yelkenler açılmıştır.

Sahabe-i kiram vefanın şahikasındaydı

Mekkeli ve Medineli ilk Müslümanlar vefa konusunda dünya çapında örnek şahsiyetlerdir. Efendimiz’in canı, kanı, haysiyeti ve namusunu kendi namusları gibi görmüş ve hayatları pahasına savunmuşlardır. O’na verdikleri söz gereği vefatının üzerinden 40 yıl geçmeden Doğu’dan Batı’ya bütün dünyayı hem madden hem de manen fethetmişlerdir. “Îsar” yani kendisi için iyi olan şeyi önce Müslüman kardeşi için istemek ve fedakârlıkta bulunmak demek olan fazilet duygusu sahabenin en önemli özelliği idi.
Mesela, Ebû Ubeyde (ra) Uhud’un en dehşetli sahneleri yaşanırken Efendisi’ni bırakmamış, O’nun yüzüne saplanan miğferi iki dişini kaybetme bahasına dişleriyle çıkarmıştır. Onlar, “Anam-babam, canım, malım, her şeyim sana fedâ olsun Ya ResûlALLAH(sas)” derken bu gerçeği ifade ediyorlardı.

Îsar hasleti ve vefa
Îsar, Kur’an’ın sahabenin şahsiyetinde övdüğü bir haslettir. Kur’an onları şöyle övmektedir: “Kendileri ihtiyaç içinde bile olsalar kardeşlerini kendi nefislerine tercih ederler.” (Haşr: 9) Abdullah ibni Ömer bu konuda şu hatırasını anlatıyor: “Biri, bir sahabeye hediye olarak bir koyun başı verdi. O sahabe; ‘Benim falan arkadaşımın daha fazla ihtiyacı var, çünkü ailesi kalabalık ve daha fazla muhtaç!’ diyerek koyun başını ona göndermişti. O da üçüncü kişi hakkında aynı şeyi düşünerek ona göndermiş, kısaca bu şekilde koyun başı yedi evi dolaşarak ilk sahabenin evine geri gelmişti.”

Sünnet-i seniyyeye uymak vefadır

Sünnet, tutulan “yol”, “tarz” anlamlarına geliyor. Biz kimin yolunu ve tarzını devam ettirip uygulayacağız? Dünya hayatı bir mayın tarlasından ya da bir bataklıktan geçmek gibi zorluklarla dolu, eğer doğru yerlere basabilirsek, cennete ulaşabiliriz. Peki bastığımız yerin “yaş tahta” olup olmadığını nereden bileceğiz? Tabii ki İlahi yardımla. Efendimiz (sas), O’nun kutlu sahabileri ve onları izleyen kutlu kervanın mübarek yolcuları bir adımlarını bile boşa basmadan bu imtihanı başarıyla vermişler ve güzergâhla ilgili haritayı da başta Kur’an’ımız olmak üzere bize gayet sağlıklı bir şekilde ulaştırmışlardır. İşte vefa duygusuna sahip gerçek Müslüman, Efendisi’nin yolundan gider, O’nun izini takip eder. Başka yollara sapmaz, bid’at denilen yanlışlıklara itibar etmez.

Rabb’imize verdiğimiz söze vefalı olalım


Kur’an-ı Kerim’de sözünde durma, ahdini yerine getirme ile ilgili bir âyet-i kerimede, “Ey iman edenler! Bağlandığınız ahitleri yerine getiriniz...” (Mâide, 5/1) buyurulmaktadır. Bu âyetin tefsirinde, Elmalılı Hamdi Yazır şunları söylemektedir: “Ey iman etmiş olan müminler, bağlandığınız bütün akid (anlaşma)leri ifa ediniz. Yani ilk önce iman bir akiddir. Ve siz bu akid ile ALLAH’a karşı birtakım sözleşmeler ve akitler yaptınız, bağlandınız. Sonra kendiliğinizden veya kendi aranızda veya bütün insanlar arasında birtakım akitler daha yapar bağlanırsınız. İşte bütün bu akitleri ifa ediniz. Dinin kökü, imanın hükmü, ALLAH’ın emri kısaca budur.”
Bir mü’min, öncelikle Rabb’imiz ruhları toplayıp da, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” dediği zaman, “Evet, Rabb’imizsin” dediği için o günkü sözüne sadık olmalıdır. Daha sonra insanlara verdiği sözleri de yerine getirmeli, değilse boş yere söz vermemelidir.
Rabb’imiz, “Verdiğiniz sözü yerine getirin. Çünkü verilen söz, sorumluluk gerektirir.” (İsrâ, 17/34) buyurmuştur.


KATKIDA BULUNAN: MUSTAFA AYDIN
Logged
 Hızlı Üyelik Sistemi

Konu İçerigini Görmek İçin Aşagıdaki Boslukları Doldurun Ve 5 Saniyede de Uye Olun...

Üye adınız:    Şifreniz:    Şifrenizi tekrar yazın: E-mail adresiniz:   

01 Şubat 2011, 14:47:26
Nakş-ı Gül

Administrator

Onursal Üye

*


Üye No : 199

Nerden :

Konu  : 6727

Mesaj : 29284


5074 Mesajýna Toplam
7477 Kere Teþekkür Edildi

8 Mesajýna Toplam
8 Kere Karma Verildi
WWW
Offline
« Yanıtla #3 : 01 Şubat 2011, 14:47:26 »

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

Peygamberimizin (s.a.v.) Ahde Vefası

Ahde vefa, verdiği sözde durmak, yaptığı anlaşmaya sadık kalmaktır. İnsanın önemli karakterlerinden, kişiliğini oluşturan değerlerden biri de vefalı oluşudur. Yapılan sözleşmeye dikkat etmek, ahde vefanın bir başka çeşididir.

Peygamberimiz verdiği sözde duran, yaptığı anlaşmaya bağlı kalan en büyük insandır. Bu hususta dostunu da, düşmanını da ayırt etmemiştir. Dostuna verdiği bir sözde durup, onu yerine getirdiği gibi, düşmanlarıyla yaptığı anlaşmaya da sadık kalmış, her ne pahasına olursa olsun, aykırı hareket etmemiştir.

Peygamberliğinden önce ticarî hususta bir dostuna verdiği sözü tutmak için üç gün beklediği meşhurdur. O adam unutup gelmediği halde, "Nasıl olsa artık gelmez" diyerek çekip gitmemiştir. Verdiği sözde durmanın en müstesna örneğini vermiştir.

Peygamberimizin vefası aile içinde de açıkça yaşanıyordu. Hz. Âişe anlatıyor:

"Yaşlı bir kadın Resulullahın ziyaretine gelmişti. Şöyle konuştular:

"Sen kimsin " "Müzeyne´den Cüsame."

"Sen Hasene misin Nasılsın, ne haldesin, bizi görmeyeli ne yapıyorsun "

"Anam babam size feda olsun, iyiyiz." "Kadın çıkınca sordum:

"Ya ResulALLAH, bu kadına çok alâka gösterdiniz, sebebi ne idi "

"Hatice hayâtta iken bize gelir, giderdi. Yâ Âişe, ahde vefa imandandır."

Peygamberimiz en sıkışık ve en zor şartlar altında bulunsa dahi, verilen sözde durmayı, netice kendisinin aleyhine de olsa hiçbir surette vefasızlık göstermemeyi tavsiye etmiştir.

Bedir Savaşı için hazırlıklar yapılıp İslâm ordusu Medine´den ayrıldığı sırada Huzeyfe el-Yemâni ile babası Huzeyl, Peygamberimizle birlikte çarpışmak üzere yola çıkmışlardı. Müşrikler, baba-oğulu yolda görerek sorguya çektiler:

"Siz herhalde Muhammed´in yanına gitmek istiyorsunuz."

"Evet, bizim bundan başka bir niyetimiz yoktur" dediler.

Bunun üzerine müşrikler, onlardan Medine´ye dönmek, Peygamberimizle birlikte savaşta bulunmamak üzere söz aldılar. Bir müddet sonra Huzeyfe ile babası Bedir´de Peygamberimizin huzuruna gelerek mücahitlerle birlikte savaşmak istediklerini söylediler, müşriklerle aralarında geçen hadiseyi de anlattılar.

Peygamberimiz, onların müşriklere verdikleri sözü öğrenince, insan gücüne o anda çok fazla ihtiyacı olmasına rağmen onlara şöyle dedi:

"Hayır, siz Medine´ye dönün. Onlara verdiğiniz sözü yerine getirin. Biz de müşriklere karşı ALLAH´tan yardım isteriz. Onun yardımı bize kâfidir."

SMüşrik de olsa verilen sözde durmayı daha uygun görmek, ahdini bozmamak, yapılan anlaşmaya bağlı kalmak ancak bir Peygamberin gösterebileceği bir meziyettir.
Logged
 Hızlı Üyelik Sistemi

Konu İçerigini Görmek İçin Aşagıdaki Boslukları Doldurun Ve 5 Saniyede de Uye Olun...

Üye adınız:    Şifreniz:    Şifrenizi tekrar yazın: E-mail adresiniz:   

04 Şubat 2011, 08:13:53
Nakş-ı Gül

Administrator

Onursal Üye

*


Üye No : 199

Nerden :

Konu  : 6727

Mesaj : 29284


5074 Mesajýna Toplam
7477 Kere Teþekkür Edildi

8 Mesajýna Toplam
8 Kere Karma Verildi
WWW
Offline
« Yanıtla #4 : 04 Şubat 2011, 08:13:53 »

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

Ahde vefa, İslâm ahlâkının en önemli ilkelerinden birisidir. Öyle ki insan vefası kadar ALLAH’a bağlanabilir ve kul olabilir. Bu bakımdan insan için en büyük vefakârlık Yaratanını tanımasıdır. İçten bir bağlılık ve derin bir haşyetle.

Vefanın tecellisidir insan. Ruhumuzun, kalbimizin diri kalmasıdır vefa. Varoluşun her zerresinde ahde vefanın izleri vardır. Kâinat, Yüce Yaratıcı’ya duyulan vefa ile varlığını devam ettirmektedir. Vefa, aynı zamanda aşk ve sevginin de tezahürüdür. Vefakâr insanların hatıraları, kendisi vefat etse bile insanların gönüllerinde yaşamaya devam etmektedir.

İnsan, vefası kadar ALLAH’a bağlanabilmekte ve kul olabilmektedir. İnsan için en büyük vefakârlık, yaratanını tanıması, kulluk görevlerini yapmaya çalışması, ALLAH’ın verdiği nimetlerin kıymetini bilmesidir. (1)

Müminlerin en bariz vasıfları, emin ve güvenilir olmalarıdır. (Hadis) (0)

Yüce Rabbimiz, Kur’an’da müminlerin özelliklerini sıralarken şöyle buyurur: “Müminler muhakkak ki felâh bulmuşlardır. Onlar ki, namazlarında huşu sahibidirler. Onlar ki, boş sözden ve faydasız işten yüz çevirirler. Onlar ki, zekâtlarını verirler. Onlar ki, ırzlarını korurlar. (…) Onlar ki, emanetlerine ve verdikleri söze riayet ederler.”[1]

Efendimiz s.a.v. de, “Emaneti (güvenilirliği) olmayanın imanı yoktur (kâmil değildir)”[2] buyurmuştur.

Yine Efendimiz, münafıklık alametlerini sayarken, kişinin verdiği sözde durmamasını, konuştuğu zaman yalan söylemesini ve kendisine emanet edilen şeye hıyanet etmesini zikreder.[3]

Bir diğer hadis-i şerif de şöyledir: “ALLAH Tealâ buyurur ki: Birbirlerine hıyanet etmedikçe iki ortağın üçüncüsü benim. Ne zaman ki ortaklardan birisi diğerine hıyanet eder, o zaman aralarından çekilirim.”[4]

Zikrettiğimiz bu ayet ve hadisler, mümin için emanetin (güvenilirlik sıfatının) hem dünya, hem de ahiret hayatı için vazgeçilmez olduğunu göstermeye yeter. Böyle olduğu için Tabiun neslinin büyüklerinden Urve b. Zübeyr rh.a., “kişinin emaneti (güvenilirliği) eksildikçe imanı da eksilir” demiştir.(8)

Alacaklılar Hz. Ömer r.a.’a başvurduğunda minbere çıkıp, ALLAH Tealâ’ya hamd ve sena, Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz’e salât ve selamdan sonra şunları söyledi: “Ey insanlar! Sakın bir adamın orucu ve namazı sizi aldatmasın. Bir kimsenin güvenilir olup olmadığını öğrenmek için konuştuğu zaman doğru söyleyip söylemediğine, kendisine bir şey emanet edildiğinde ona hıyanet edip etmediğine ve zengin olduğunda takvasına bakın.”[5]

Doğruluk ALLAH Tealâ’nın bir kılıcıdır ki, üzerine konulan her şeyi keser. Çünkü doğruluk Hakk’ın istediği şeydir; doğruluk adaletin gerçekleşmesidir. Dolayısıyla hem varlığını bütün gerçekliğiyle idrak edebilen, hem de sözü ve işiyle doğru olan kimse, dili hak ve gerçek olanı anlatan kimsedir. Bu kimse doğruluğuyla insanlara, hatta kâinattaki pek çok şeye ALLAH’ın izni dahilinde tesir edebilir.

Peygamberlerin mucizelerinin gerçekleşmesi de doğruluğun kendilerinde anıtlaşmasıyla ilgilidir: “Musa’nın doğruluğu sopaya ve dağa tesir etti, hatta azametli denize bile dokundu. Hz. Muhammed’in doğruluğu da ayın yüzüne tesir etti, hatta parlak güneşin bile yolunu vurdu.”[6]
Logged
 Hızlı Üyelik Sistemi

Konu İçerigini Görmek İçin Aşagıdaki Boslukları Doldurun Ve 5 Saniyede de Uye Olun...

Üye adınız:    Şifreniz:    Şifrenizi tekrar yazın: E-mail adresiniz:   

Tags:

Google Words: Haftanın Konusu: Vefa nedir?Vefanın Önemi ve Kimlere vefalı olmamız gerekiyor? Dosyası, Haftanın Konusu: Vefa nedir?Vefanın Önemi ve Kimlere vefalı olmamız gerekiyor? Belgesi, Haftanın Konusu: Vefa nedir?Vefanın Önemi ve Kimlere vefalı olmamız gerekiyor? Programı, Haftanın Konusu: Vefa nedir?Vefanın Önemi ve Kimlere vefalı olmamız gerekiyor? Oyunları, Haftanın Konusu: Vefa nedir?Vefanın Önemi ve Kimlere vefalı olmamız gerekiyor? Download, Haftanın Konusu: Vefa nedir?Vefanın Önemi ve Kimlere vefalı olmamız gerekiyor? Resimleri, Haftanın Konusu: Vefa nedir?Vefanın Önemi ve Kimlere vefalı olmamız gerekiyor? Hikayeleri, Haftanın Konusu: Vefa nedir?Vefanın Önemi ve Kimlere vefalı olmamız gerekiyor? Haberleri, Haftanın Konusu: Vefa nedir?Vefanın Önemi ve Kimlere vefalı olmamız gerekiyor? İndir, Haftanın Konusu: Vefa nedir?Vefanın Önemi ve Kimlere vefalı olmamız gerekiyor? Yükle, Haftanın Konusu: Vefa nedir?Vefanın Önemi ve Kimlere vefalı olmamız gerekiyor? Videosu, Haftanın Konusu: Vefa nedir?Vefanın Önemi ve Kimlere vefalı olmamız gerekiyor? Arşivi, Haftanın Konusu: Vefa nedir?Vefanın Önemi ve Kimlere vefalı olmamız gerekiyor? Albümü, Haftanın Konusu: Vefa nedir?Vefanın Önemi ve Kimlere vefalı olmamız gerekiyor? ilahi indir,
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.10 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC
|Site Map | Arşiv | Wap | Wap2 | Wap Forum | XML | Rss | Tag | Google Tag | URL List | Recent Topics | Dini Video |
All Rights Reserved. Her Hakkı Saklıdır. ©2007-2010 TASARIM By Maximilyanus

// ]]>

-


Siyah Zemin Theme 2010 Design By goKhaN-c3