• Ana Sayfa
  • Ara
  • Yardım
  • Ara
  • Giriş Yap
  • Kayıt
  • Ara
  • Ara
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Yaşayan Allah Dostları

Kullanıcı Adı  
Şifre
Ayrıntılı Konu Bilgileri
Konu BaşlığıKonu: Haftanın Konusu" İmanın ilk meyvesi Merhamettir" konusu, Haftanın Konusu" İmanın ilk meyvesi Merhamettir" programı, Haftanın Konusu" İmanın ilk meyvesi Merhamettir" forumu, Haftanın Konusu" İmanın ilk meyvesi Merhamettir" program yükle, Haftanın Konusu" İmanın ilk meyvesi Merhamettir" download, Haftanın Konusu" İmanın ilk meyvesi Merhamettir" hikayeleri, Haftanın Konusu" İmanın ilk meyvesi Merhamettir" resimleri, Haftanın Konusu" İmanın ilk meyvesi Merhamettir" haber, Haftanın Konusu" İmanın ilk meyvesi Merhamettir" yükle, Haftanın Konusu" İmanın ilk meyvesi Merhamettir" videosu, Haftanın Konusu" İmanın ilk meyvesi Merhamettir" yandex
Cevap SayısıCevap Sayısı: 3 cevap var
Okunma SayısıOkunma Sayısı 360 defa
Konuyu Görüntüleyenler

Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Haftanın Konusu" İmanın ilk meyvesi Merhamettir"  (Okunma Sayısı 360 defa)
 
09 Şubat 2011, 16:42:23
AySİMa

Emekli

Onursal Üye

*


Üye No : 962

Nerden : istanbul

Konu  : 1116

Mesaj : 6107

. Yürek Yanmadıkça Göz Yaşarmaz..

1136 Mesajýna Toplam
1516 Kere Teþekkür Edildi

1 Mesajýna Toplam
1 Kere Karma Verildi
Offline
« : 09 Şubat 2011, 16:42:23 »

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

Kâmil bir mü’min, gönül insanıdır. Merhamet, şefkat ve diğergâmlık, onun gönül dokusunun en belirgin vasfıdır. Kulu kalben Rabbine yakınlaştıran ilâhî bir cevher olan bu vasıf, aynı zamanda îmânın da bu âlemdeki en büyük şâhidi ve delîlidir. Nitekim in*san rûhunun ula*şabileceği ol*gun*luk se*mâ*sı*na çı*kışın yegâne yo*lu, mer*ha*met ve şefkat basamakların*dan geç*mek*te*dir.



Yaratılan her şeye gösterilen engin merhamet, kulu, Cenâb-ı Hakk’ın rahmet ummânında ihyâ eden müstesnâ bir nimettir. Nitekim hadîs-i şerifte şöyle buyrulmuştur:

“Yeryüzündekilere merhamet edin ki, gökyüzündekiler de sizlere merhamet etsin!”(Tirmizî, Birr, 16)

Böyle bir gönül kıvamına sahip olanlar, dâima yoksul ve kimsesizlerin kimsesi olur, mâtemlerin civarında dolaşarak Hakk’ın rızâsını ararlar. Onlar, aynı zamanda bütün mahlûkatın sığınak ve barınağıdırlar.

ALLAH Rasûlü’nün mânevî terbiyesi altında yetişerek böyle bir gönül kıvâmına ulaşmış olan Hazret-i Hasan -radıyallâhu anh-’ın şu hâli, bu hususta ne kadar güzel bir misaldir:

Bir gün Medîne bağlarına uğrayan Hasan -radıyallâhu anh- orada zenci bir köle görür. Köle, elindeki ekmekten bir lokma kendisi yerken bir lokma da önündeki köpeğe yedirmektedir.

Hazret-i Hasan -radıyallâhu anh- Cenâb-ı Hakk’ın “Rahmân” esmâsının bu köledeki merhamet tecellîsine hayran olur. Bu hayranlıkla onu bir müddet seyreder. Daha sonra onun gönül yapısının derinliğini ölçmek için, neden rızkını bir köpekle paylaştığını sorar.

Köle ise, yüksek hayâsından dolayı başını kaldırıp Hazret-i Hasan’ın yüzüne bakamaz. Bunun üzerine Hazret-i Hasan -radıyallâhu anh-:

“–Delikanlı, sen kimsin?” diye sorar.


Köle, pür hayâ ve gözleri edeple yerde olduğu hâlde:

“–Hazret-i Osman’ın oğlu Ebân’ın hizmetçisiyim.” der.

Hazret-i Hasan -radıyallâhu anh-:

“–Peki, bu bağ kime ait?” diye sorunca, köle:

“–Hazret-i Osman’ın oğlu Ebân’a ait.” diye cevap verir.

Hasan -radıyallâhu anh-, zâhiren sıradan bir köle, fakat hakîkatte ilâhî bir hazine olan Hak dostu ve aynı zamanda mâneviyat sultânı olan bu köleye yakın olmak arzusuyla:

“–Sakın buradan bir yere ayrılma, birazdan buraya, senin yanına döneceğim.” diyerek oradan ayrılır ve bağın sahibi olan Ebân’ın yanına varır. Hem bağı, hem de o köleyi satın alır. Ardından tekrar kölenin yanına gelir ve:

“–Delikanlı! Seni satın aldım.” der.

Bunun üzerine köle, hürmetle ayağa kalkarak:

“–Başım-gözüm üstüne! İtaat; Allâh’a, Rasûlü’ne ve sanadır.” der.

Hazret-i Hasan -radıyallâhu anh- her kelimesi sadâkat ve teslîmiyet yüklü bu sözleri duyunca daha çok duygulanır. Onun bu sadâkati karşısında hayranlık duyguları daha da artar. Kendisini bu derece duygu derinliğine sevk eden o kölenin gönül güzelliğine mukâbil olarak:

“–Sen artık ALLAH için hürsün! Bu bağı da sana bağışlıyorum!” der. (İbn-i Manzûr, Muhtasaru Tarîhi Dımeşk, VII, 25)

ALLAH ve Rasûlü ile muhabbet ve dostluğun gönülleri ulaştırdığı hassâsiyet ufkundan ne muhteşem bir manzara!..

Muhabbet ve dostluk, fânî hayâtımızın tadı, neş’esi, huzur ve sürûrudur. Varlığın hamuru, muhabbet mayası ile yoğrulmuştur. Muhabbet istîdâdı, Rabbin kullarına en büyük lutuflarındandır. Bu bakımdan muhabbeti layığına yöneltmek zarûrîdir. Bu âlemde muhabbetin hasredilmesi gereken en ulvî merkez, rahmet ve merhamet peygamberi -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’dir. Bizlerdeki merhametin inkişâf etmesi, O’na duyduğumuz muhabbet ölçüsünde gerçekleşir.

Peygamber vârisi Hak dostları da ahlâkına büründükleri Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’den birer in’ikâs olarak şefkat ve merhamet kutbu hâlinde yaşamışlardır. Nitekim Emir Kü*lâl Haz*ret*le*rinin, ta*le*be*si Ba*hâ*ed*din Nak*şi*bend -k.s-’a yaptığı şu nasihatler, bütün mahlûkâtı şefkat ve merhametle kuşatacak bir gönül hassâsiyetine sahip olmanın ne güzel bir ifadesidir:

“Gö*nül al*ma*ya bak; güç*süz*le*re hiz*met et! Za*yıf*la*rı, gön*lü kı*rık*la*rı ko*ru! On*lar öy*le kim*se*ler*dir ki, fânîlerden müstağnî olarak yaşarlar ve dünyevî olarak da hiç*bir ge*lir*le*ri yoktur. Bu*nun*la be*raber, on*la*rın bir*çok*la*rı tam bir kalp hu*zû*ru, te*vâ*zû ve mahfiyet için*de bulunurlar. Böy*le ilâhî bir define olan kim*se*le*ri ara, bul ve on*la*ra hiz*meti nimet bil!”

Ni*te*kim Şâh-ı Nak*şi*bend -kuddise sirruh-, engin bir merhametle îfâ ettiği hizmet merhalelerini ve bunun neticesinde nâil olduğu rûhâniyet tecellîlerini şöy*le ifade eder:

“Ho*ca*mın em*ret*ti*ği yol*da uzun sü*re ça*lış*tım. Bü*tün hiz*met*le*ri îfâ et*tim. Gönül dünyam o hâ*le gel*di ki, yol*dan ge*çer*ken, Al*lâh’ın her*han*gi bir mah*lû*ku kar*şı*sın*da ol*du*ğum yer*de du*rur, ön*ce onun ge*çip git*me*si*ni bek*ler*dim. Bu hâ*lim, ye*di se*ne de*vâm et*ti. Bu hizmetin mu*kâ*bi*lin*de öy*le bir hâl te*cel*lî et*ti ki, on*la*rın inil*ti sû*re*tin*de ha*zin ha*zin ses*ler çıka*rıp Hakk’a il*ti*câ et*me*le*ri*ni his*se*der hâ*le gel*dim.”

Merhamet, îmânın ilk meyvesidir. Bu bakımdan îmânı aşk ile yaşayan kâmil bir mü’minin gönlü, bütün mahlûkâtı merhametle kucaklayan âdeta seyyar bir dergâh gibidir. Çünkü onlar, muhabbetin kaynağı olan ilâhî muhabbeti lâyıkıyla idrâk etmiş ve her varlık ile dost olmuşlardır. Hâlık’ın şefkat ve merhamet nazarıyla mahlûkâta bakabilme istîdâdı kazanmışlardır.

Cenâb-ı Hak, bu kalbî kıvamdan gönüllerimize hisseler nasip buyursun! Cümlemizi merhamet ede ede, ilâhî rahmete nâil olan bahtiyarlar zümresine ilhâk eylesin…

Âmîn...

Osman Nuri Topbaş/sebnem.d.
Logged
 Hızlı Üyelik Sistemi

Konu İçerigini Görmek İçin Aşagıdaki Boslukları Doldurun Ve 5 Saniyede de Uye Olun...

Üye adınız:    Şifreniz:    Şifrenizi tekrar yazın: E-mail adresiniz:   

09 Şubat 2011, 16:45:39
AySİMa

Emekli

Onursal Üye

*


Üye No : 962

Nerden : istanbul

Konu  : 1116

Mesaj : 6107

. Yürek Yanmadıkça Göz Yaşarmaz..

1136 Mesajýna Toplam
1516 Kere Teþekkür Edildi

1 Mesajýna Toplam
1 Kere Karma Verildi
Offline
« Yanıtla #1 : 09 Şubat 2011, 16:45:39 »




Hiç düşündünüz mü; Hazreti (cc) kullarını ne kadar seviyor, cehenneme gitmemelerini ne kadar istiyor?

İsterseniz sözü uzatmadan bir kudsî hadisin hatırlatmasına bir göz atalım, sonra diğer misallere geçebiliriz.

Rabbimizin en çok sevdiği şey nedir, biliyor musunuz?

Kudsî hadiste şöyle bildiriliyor:
– Rabbimiz kulunun işlediği amelleri içinde en çok tevbesini sever.
– Neden?
– Çünkü tevbe eden kul cehennemden kurtulur da ondan. Rabbimiz de kulunu cehennemden kurtaran ameli çok sever.

Hatta bir ana, yavrusunu ateşe atmayı nasıl istemezse Rabbimiz de kulunu cehenneme atmayı ondan çok daha fazla istemez.

Nitekim bir defasında ashabdan biri bir çocukluk hatırasını anlatırken demişti ki:
– Çalılıkta dolaşırken bulduğum bir kuş yuvasından yavruları alıp koynuma koymuştum. Tam bu sırada yavrunun anası başımda dolaşmaya başladı, acıdım, yavruları bırakmak için ihramımı açmaya çalıştığım sırada kuş hemen koynumdaki yavrusunun yanına daldı, kanatlarını yavruları üzerine gerip kollamaya başladı.

Efendimiz (sav)in buna sorusu şöyle oldu:
– Bu annenin yavrusuna bu kadar acıması sizi hayrete mi düşürdü?
Efendimiz (sav) şunu ilave etti: – Hiç şüpheniz olmasın (cc)ın kullarına acıması bu annenin acımasından (kıyas kabul etmeyecek derecede) fazladır.

Bir defasında kadının biri çocuğunu kaybetmiş, deli gibi bir oraya bir buraya koşuyor, yavrusunu arıyor, bulduğu yabancı çocukları da bağrına basıp hemen oracıkta emdiriyordu.
Kadının bu heyecanını gören Efendimiz (sav) yanındakilere;
– Böylesine şefkatli şu kadın hiç yavrusunu ateşe atar mı, diye sordu.
– Atmaz! dediler.
Efendimiz (sav) de tasdik etti;
– Ben de öyle biliyorum, atmaz, dedikten sonra buyurdu ki:
– İşte (cc) da bu kadından çok fazla merhametlidir. Kullarını ateşe atmaz, onlar kendilerini ateşlik amelin içine atmadıkça!

Evet, evet. (cc) kullarını ateşe atmaz, kullar kendilerini ateşlik işin içine atmadıkça!

Bir yolculuktan dönülüyordu. Mola verilmiş, bir kadın da ateş yakarak hazırlık yapmaya başlamıştı. Ateşin alevleri yükselince kadın koşuşturan çocuğunun ateşe düşmesinden korktuğu için hemen onu bağrına bastı ve ateşe düşmesi halindeki dehşeti de tasavvur ederek buna gönlünün dayanamayacağını hayal edip orada bulunan Efendimiz (sav)e dönerek sordu:
– Sen (cc)ın peygamberisin değil mi? Efendimiz (sav) de;
– Hiç şüphen olmasın, buyurdu.

Bunun üzerine kadın şöyle dedi:
– (cc)ın kullarına merhameti bir ananın yavrusuna olan merhametinden daha çok değil mi?
Efendimiz (sav):
– Hiç şüphen olmasın öyledir, buyurunca kadın:
– Öyle ise bir ana yavrusunu ateşe atmaz, diye sızlandı.

Efendimiz (sav)in gözleri yaşardı da buyurdu ki:
– Yüce (cc) ancak kendisine isyan edenleri ateşe atar. Müstahak olmayanları asla!
Demek oluyor ki, (cc) kullarını ateşe atmayı asla istemiyor, sonsuz merhamet ve şefkati ateşi gerektirmiyor. Ancak kullar dürüst hareket etmiyor, ille de ateşlik işler yapıyor, birilerine zulmediyor, haksızlıkta bulunuyor, Yaradanına da isyandan geri kalmıyor, böylece kendi amelleriyle kendilerini ateşe attırıyorlarsa bu da kulların kendi tercihleri...

Sözün özü bu olsa gerektir!..
Acıma, esirgeme, koruma, sevgi gösterme, yardım etme. İnsanı başkalarına iyilik ve yardım etmeye yönlendiren acıma duygusu. Tüm yaratılmışlara sevgi ile yaklaşma, onları kötülüklerden koruma ve kurtarma, zor durumlarında yardım etme, bağışta bulunma, affetme gibi iyi huy ve davranışların başlıca nedenidir. Kaynağı 'tır. İnsanlardaki merhamet, 'ın rahmet ve merhametinin bir tecellisi, bir yansımasıdır.


'ın en önemli niteliklerinden birisi merhametidir. Bu niteliğini ifade eden Rahman ve Rahim adlarının Kur'an'da ve Rab adlarından sonra en çok anılan adlar olması, 'ın merhamet niteliğinin önemini ve sonsuzluğunu gösterir. bu niteliği nedeniyle besleyip büyütür, ödüllendirir, nimetler bağışlar, suçları affeder, peygamberler aracılığı ile insanlara doğru yolu gösterir. Hz. Peygamber (s.a.s)'in gönderilmesi, Kur'an'ın indirilmesi de 'ın merhametinin bir sonucudur. O'nun rahmeti herşeyi kuşatmıştır (el-A'raf, 7/156), merhametlilerin en merhametlisidir (el-A'raf, 7/151) ve merhamet edenlerin en hayırlısıdır (el-Mü'min, 23/109).

Hz. Peygamber (s.a.s), 'ın merhametinin büyüklüğünü ve insanlardaki merhametin kaynağı olduğunu dile getirdiği bir hadislerinde şöyle buyurur: " merhametini yüz parçaya ayırdı, doksan dokuz parçasını kendi yanında tuttu, bir parçasını yeryüzüne indirdi. İşte bu bir parça rahmet sebebiyle yaratıklar birbirine merhamet eder. Hatta yavrulu hayvan, bir tarafını incitir endişesiyle ayağını yavrusundan sakınır" (Buhari, Edeb, 19, Müslim, Tevbe, 17).

'ın merhamet niteliğinin bir sonucu olarak insanlara gönderilen peygamberlerin en önemli özelliklerinden birisi de merhametli olmalarıdır. Kur'an, âlemlere rahmet olarak gönderildiğini (el-Enbiya, 21/107), 'ın rahmeti sayesinde insanlara yumuşak davrandığını (Âl-u İmran, 3/159) belirttiği Hz. Peygamber (s.a.s)'in bu özelliğini şöyle açıklar:

"Ey mü'minler! And olsun ki, içinizden size sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelen, size düşkün, mü'minlere şefkatli ve merhametli bir peygamber gelmiştir" (et-Tevbe, 9/128).

Merhamet mü'minlerin de temel özelliklerindendir. Bu nedenle Kur'an mü'minlerin birbirlerine karşı merhametli olduklarını belirtir (el-Fetih, 48/29). Başka bir yerde de kurtuluşa eren, ahirette kitapları sağ ellerinden verilen mü'minlerin nitelikleri sayılırken "Sonra inanıp birbirlerine sabır tavsiye edenlerden, merhametli olmayı tavsiye edenlerden olmaktır" (el-Beled, 90/17) buyurulur. Kur'an'ın bu tutumuna uygun olarak Hz. Peygamber (s.a.s) de merhamet konusu üzerinde önemle durmuş, teşvik etmiş, zaman zaman katı ve acımasız davranan insanları uyarmıştır. Sözgelimi bir hadislerinde: "Merhamet etmeyene merhamet edilmez" (Buhari, Edeb, 18) buyurmuştur. Diğer bir hadislerinde de insanın merhametinin ın kendisine göstereceği merhametin nedeni olduğunu şöyle belirtir: "İnsanlara merhamet etmeyen kimseye de merhamet etmez" (Müslim, Fezail, 66). "Siz yerdekilere merhamet edin ki göktekiler ( ve melekler) de size merhamet etsin" (Ebu Davud, Edeb, 58; Tirmizi, Birr, 16) hadisi de aynı olguyu farklı biçimde yeniden vurgular.

İslam'ın öngördüğü merhamet tüm yaratıkları içine alacak kadar geniş kapsamlıdır. Çocuklar, kadınlar, yaşlılar, yetimler, kimsesizler, hastalar ve yoksullar başta olmak üzere tüm insanlara merhamet göstermenin yanısıra, diğer tüm canlılara da merhametli davranmak mü'minlerin görevidir. Yüzüne damga vurulmuş bir eşeği görünce "Bu hayvanı dağlayana lanet etsin" (Müslim, Libas, 107) buyuran Hz. Peygamber (s.a.s), bir hadislerinde kötü yola düşmüş bir kadının susuzluktan ölmek üzere bulunan bir köpeğe su verdiği için tarafından bağışlandığını (Buhâri, Şürb, 9, Edeb, 27; Müslim, Selam,153, Cihad, 44), diğer bir hadisinde de kedisini açlıktan ölmeye mahkum eden merhametsiz bir kadının, bu davranışı, nedeniyle cehenneme atılmayı hakettiğini (Buhari, Edeb, 18, 27; Müslim, Fezail, 65) belirterek merhametin insanlârla sınırlı olmadığını dile getirir. Hayvanlara iyi bakılıp beslenmesi (Ebu Davud, İsti'zan, 39), zevk için dövüştürülmemesi (Ebu Davud, Cihad, 51; Tirmizi, Cihad, 30), nişan atılan hedefler yerine konulmaması (Müslim, Sayd, 59), zevk için öldürülmemesi (Nesai, Dahaya 42) yolundaki emirleri de İslam'ın bu konudaki kapsamlı bakışını yeterince ortaya koymaktadır.

Çok merhametli, merhamet olunan; "rahmet, merhâmet ve ruhm" mastarından ism-i fail ve ism-i mef'ûl anlamlı bir sıfat. Kök anlamı, acımak, merhamet etmek ve bağışlamak demektir. Rahîm'in çoğulu "ruhamâ"dır. Merhamet, iyilik ve nimet anlamına da gelir. Aynı kökten "rahman" sözcüğü de merhameti bol olan demektir.

"Rahîm" ve "Rahman" isimleri Cenab-ı Hakk'ın esmâ-i husnâsındandır. Esmâ-i husnâ; en güzel isimler anlamına gelir ki, Yüce kendisini bu nitelikteki isimlerle isimlendirdiğini Kur'an'da çeşitli yerlerde açıklamıştır (bk. el-A'râf, 7/180; el-İsrâ, 17/110; Tahâ, 20/7; el-Haşr, 59/24). Bu isimlerin sayısı 99 olup, başta "" lafzı gelir. 'a bu güzel isimlerle dua edilmesi, duanın kabulüne sebep olur. 'ın güzel isimleri vardır. O halde 'a o güzel isimlerle dua edin" (el-A'râf, 7/180).

Kur'an-ı Kerim'in 115 ayetinde büyük çoğunluğu çok bağışlayıcı anlamına gelen "gafur" sıfatı ile birlikte olmak üzere "rahîm" sıfatı kullanılmıştır. Bu da Cenab-ı Hakk'ın ne kadar bağışlayıcı ve merhametli olduğunu gösterir. Dört ayette de "erhamü'r-râhimîn (merhametlilerin en merhametlisi)" tamlaması kullanılmıştır.


u Teâlâ'nın rahmân ve rahîm sıfatları her ikisi de "rahmet" mastarından türemiş olmakla birlikte, aralarında anlam farkları vardır. Rahman sıfatı Kur'an'da 57 ayette geçmektedir. Bunlardan beş ayette rahman ve rahîm birlikte zikredilmiştir (bk. M. Fuad Abdülbâkî, el-Mu'cemul-Müfehres Li Elfazıl- Kur'anil-Kerim, "Rahman" ve "Rahim" maddeleri).

Bir ayet olan, Tevbe suresi dışında bütün süre başlarında tekrarlanan ve her meşrû işe başlarken söylenmesi İslam'ın esaslarından olan "Besmele" de her iki sıfat zikredilmiştir. Bismillahirrahmânirrahîm'in anlamı; "Rahmân ve rahîm olan 'ın adı ile başlarım" demektir. Kur'an-ı Kerim'de Sebe' hükümdarı Belkîs'e, Süleyman peygamberin gönderdiği hak dine çağrı mektubundan söz edilirken şöyle buyurulur: "O mektup şüphe yokki Süleyman'dandır ve Rahman ve Rahîm olan 'ın adı ile (başlamaktadır)" (en-Neml, 27/30). Bu iki sıfat arasındaki farkları şöylece belirtebiliriz.

Rahmân sıfatı ezelle, rahîm sıfatı ise daha çok ebedle ilgilidir. Bu yüzden Yüce için dünyanın rahmanı, fakat ahiretin rahîmidir, denilmiştir. Bunun anlamı şudur: Cenab-ı Hakk'ın varlıkları yaratması, onları yaşatması, insanlar arasında mümin-kâfir, âdil-zalim, çalışkan-tembel ayırımı yapmaksızın hepsine rızıklarını vermesi, çalışma ve gayretlerinin semerelerini ihsan etmesi, Rahman sıfatının tecellisidir. Küfre, zulme, şerre ve kötülüklere müdahale etmeksizin akıl ve irade-i cüz'iyyenin kullanılmasına fırsat verilmesi, ehl-i küfrün çalışmalarının karşılığını dünyada tam olarak görmesi hep bu sıfatın bir sonucudur.

Rahîm sıfatının tecellileri ise daha çok ahirette görülecek, Cenab-ı Hakk'ın oradaki ikram ve ihsanları müminler için olacaktır. Pek çok ayette Rahîm sıfatı zikredilerek, Cenab-ı Hakk'ın müminleri bu sıfatla bağışlayacağı belirtilmiştir. Bazı ayetler şunlardır: "Fuhuş yapıp, sonra bu fuhuşlarından vazgeçen erkek ve kadınlar için şöyle buyurulur: "Şüphesiz tevbeleri en çok kabul eden ve en çok merhamet edendir" (en-Nisâ, 4/ 16). Şu ayetlerde günahkâr müminlere yönelik genel rahmeti görmek mümkündür: "Onlar, ile birlikte başka bir ilâha tapmazlar. Haksız yere, 'ın haram kıldığı cana kıymazlar, zina etmezler. Kim bunlardan birini yaparsa cezaya çarpar. Kıyamet günü de azabı kat kat arttırılır ve orada hor ve hakîr sürekli bırakılır. Ancak pişmanlık duyup imanını yenileyen ve iyi işler işleyenler müstesnadır. bunların kötülüklerini iyiliklere çevirir. çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir. Yine kim tövbe edip, güzel amel yaparsa, tövbesi kabul edilmiş olarak 'a döner" (el-Furkân, 25/68-71);

"Göklerin ve yerin mülkü 'ındır. Kimi dilerse bağışlar kimi dilerse azaplandırır. çok bağışlayan ve çok merhamet edendir" (el-Feth, 48/14). Şu ayette rahîm sıfatıyla müminlere merhamet açıkça görülür:

"O, sizi karanlıklardan nura çıkarmak için üzerinize melekleriyle birlikte rahmetini gönderir. mü'minlere çok merhamet eden (rahîm) dir" (el-Ahzâb, 33/43).

Hz. Peygamber'in hadislerinde de Cenab-ı Hakk'ın rahmet sıfatı açıklanmış, O'nun kullarına ve bütün yaratıklara olan merhametine yer verilmiştir. İnsanlarda ve bütün canlılarda bulunan acıma, merhamet duygusunun 'ın rahmân sıfatından bir cüz olduğunu elçisi şöyle ifade buyurmuştur: "Şüphesiz acıma, merhamet duygusu Rahmân'dan bir cüzdür" (Buhârî, Edeb,13; Tirmizî, Birr, 16; Ahmed b. Hanbel, I,190, 321, II, 295). Başka bir hadiste rahmetin bütün yaratıkları kapsamak üzere Arş'ta asılı bulunduğu belirtilir (Müslim, Birr,17 ; Ahmed b. Hanbel, II,163, 190). Bir hadis-i kudside; "Şüphesiz rahmetim gazabımdan öne geçmiştir" (Buhârî, Tevhîd, 15, 22, 28, 55, Bedül-Halk,I; Müslim, Tevbe,1416; Tirmizî, Daavât, 99).


Diğer yandan insanların merhametli davranışının Cenab-ı Hakk'ın da merhametine sebep olduğu şöyle ifade buyurulur: "Güçsüzlere merhamet edenlere Rahman olan da merhamet eder" (Ebû Davûd, Edeb, 58; Tirmizi, Birr, 16); " insanlardan ancak merhametli olanları başışlar" (Buhârî, Cenâiz, 32, Eymân, 9, Tevhîd, 25; Müslim, Cenâiz, 9, 11; Ebû Dâvud, Cenâiz, 24); "Merhamet etmeyen kimseye merhamet olunmaz" (Buhârî, Edeb, 18,27; Müslim, Fazâil, 65; Ebû Dâvud, Edeb, 145).

Hamdi DÖNDÜREN
Logged
 Hızlı Üyelik Sistemi

Konu İçerigini Görmek İçin Aşagıdaki Boslukları Doldurun Ve 5 Saniyede de Uye Olun...

Üye adınız:    Şifreniz:    Şifrenizi tekrar yazın: E-mail adresiniz:   

09 Şubat 2011, 16:48:51
AySİMa

Emekli

Onursal Üye

*


Üye No : 962

Nerden : istanbul

Konu  : 1116

Mesaj : 6107

. Yürek Yanmadıkça Göz Yaşarmaz..

1136 Mesajýna Toplam
1516 Kere Teþekkür Edildi

1 Mesajýna Toplam
1 Kere Karma Verildi
Offline
« Yanıtla #2 : 09 Şubat 2011, 16:48:51 »

Peygamber Efendimiz çocuklara ilgisiz kalmamış, onlar ağladığında susturmaya çalışmış, onlarla oyunlar oynamış, bazen devesine bindirmiş, bazen omzuna almış, içlerinde mahzun ve yetimleri sevindirmiş, onların başını okşamış, rastladıklarında onlara selam vermiş, hal ve hatırlarını sormuş, onlarla şakalaşmış, onlara isim takmış, hastalandıklarında ziyaretlerine gitmiş ve onlara en güzel numune ve şefkatli bir baba olmuştur

Rasulullâh'ın çocuklarla münasebetlerinin temelinde, belki de onların geleceğin mimarı oluşlarının mühim bir rolü vardır Bu yakınlık ve bir hayat boyu birlikte taşınacak hatıralar onların gönül dünyalarına aksetmiş güzeller güzeli bir insanı canlandıracaktır

Bu konuyla ilgili hadis mecmualarında pek çok misal vardır Biz burada onun bu müşfik dünyasından birkaç misalle iktifa etmek istiyoruz:

Çocukluğundan itibaren Peygamber Efendimizin yanında 10 yıl kalan Enes -radıyALLAHu anh-, SallALLAHu aleyhi ve sellem Efendimizi şöyle tarif eder:

"-Ailesine karşı Hazret-i Peygamber'den daha müşfik olan hiç kimseyi görmedim Oğlu İbrahim'in, Medine'nin biraz kenarında oturan süt annesi vardı Süt annenin kocası demirciydi Bizimle birlikte oraya gider, demircinin dumanıyla dolmuş eve girer, çocuğunu kucaklar, öper, koklar, bir müddet yanında kaldıktan sonra tekrar Medine'ye dönerdi" (Buhari, Müslim)

Hazret-i Peygamber, herkesi çocukları öpmeye teşvik eder: "Çocuklarınızı çok öpün Zira her öpücük için Cennet'te size bir derece verilir Melekler öpücüklerinizi sayarlar ve sizin için yazarlar" buyurmuşlardır (Müsned-i Zeyd b Ali)

Torunları Hazret-i Hasan ve Hüseyin'i kucağına almış öperken, Akra b Habis bunu yadırgamış ve "Benim on çocuğum var, hiçbirini öpmedim" demiştir Bunun üzerine iki cihan güneşi Efendimiz:

"-Şefkatli olmayana merhamet edilmez" (Buhari, Tirmizi, Ebu Davud) Başka bir rivayette de " kalplerinizden merhameti çıkardı ise ben ne yapabilirim?" (İbn-i Mace) buyurmuşlardır

Enes -radıyALLAHu anh- anlatıyor: Hazret-i Peygambere hizmet eden bir Yahudi çocuğu hastalanmıştı Rasulullah ona geçmiş olsun ziyaretine gitti Başucuna oturup, "Müslüman ol!" dedi Çocuk babasına bakınca, babası "Ebu'l-Kasım'a itaat et" dedi Bunun üzerine çocuk Müslüman oldu" (Ebu Davud)

Bir rivayete göre Hazret-i Ömer, Hasan ve Hüseyin'i Hazret-i Peygamberin iki omzu üstünde görür ve "Altınızdaki at ne kıymetli attır!" der Rasulü -sallALLAHu aleyhi ve sellem- de "Onlar da ne değerli atlıdır!" buyururlar (K Ummal, Tirmizi)


Hazret-i Enes, Peygamberimize hazerde ve seferde on yıl hizmet ettiğini, işlerinin her defasında Rasulullah'ın istediği şekilde olmamasına rağmen kendisine bir defacık olsun ne vurduğunu, ne sebbettiğini, ne azarladığını, ne surat astığını, ne ayıpladığını, hatta bir kere olsun "of be" demediğini, yaptıkları arasında hoşuna gitmeyen bir şey için "ne fena yaptın" demediğini, veya yapılan bir şey için "bunu niye böyle yaptın", yapılmayan bir şey için "bunu niye yapmadın" diye hesaba çekmediğini, yanlışlıkla hanımlarından birisi "keşke şöyle yapsaydın" diye müdahale edecek olsa, "Bırakın bu çocuğu, o 'ın murad ettiğinden başka bir şey yapmamıştır" buyurduklarını anlatmaktadır (Peygamberimizin Sünnetinde Terbiye, Prof Dr İbrahim Canan, 163)

Çocuğun yaramazlıklarına da tahammül edilmesini öğütleyen Peygamber Efendimiz:

"Çocuğun küçüklüğündeki yaramazlığı, büyüdüğü zaman aklının çok olacağının alametidir" buyurmuşlardır (Feyzu'l-Kadir)

Ümmü'l-Fadl şunu anlatır: "Ben, Hazret-i Ali'nin oğlu Hüseyin'i emzirirken Rasulullah yanıma girdi, çocuğu istedi, verdim Çocuk hemen üzerine akıttı Almak için elimi uzatınca: "Çocuğumun işemesini kesme!" buyurdular ve sonra kendi üzerine su çiselediler (Müstedrek)


Daha pek çoklarını sıralayabileceğimiz bu misaller Rasulünün çocuklara bakışını yansıtmaya yeterlidir Peygamber Efendimiz bize her hususta olduğu gibi, çocuk terbiyesinde de başlı başına bir örnektir Onun hayatı, öğrenildiği, taklid edip yaşanıldığı ölçüde bize, çevremize ve neslimize binbir türlü fayda sağlayacaktır

Şükürler olsun, bizi böyle bir Nebi'nin ümmeti kılan Rabbimize!



   

Resûlü sallu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Ben, güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim."
Ebû Hureyre radıyu anh. Mâlik.



Resûlü sallu aleyhi ve sellem buyurdu:
"iman bakımından müminlerin en mükemmeli, ahlâkça en güzel olanlar ve ailesine en güzel davrananlardır."
Aişe radıyu anha. Tirmizî.

Resûlü sallu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Kıyamet günü, müminin terazisinde, güzel ahlâktan daha ağır bir şey yoktur. teâlâ, çirkin konuşan ve ne konuştuğunu bilmeyenlerden nefret eder."
Ebû Derda radıyu anh. Tirmizî.


Resûlü sallu aleyhi ve sellem buyurdu:
"içinizden en çok sevdiklerim ve kıyamet gününde mevki bakımından bana en yakın olanlarınız, ahlâkça en güzel olanlarınızdır.
En nefret ettiklerim ve kıyamet gününde benden en uzak olanlarınız ise, gevezeler, lafazanlar ve yüksekten atanlardır. Onlar büyüklük taslayan kimselerdir."
Câbir radıyu anh. Tirmizî.

Resûlü sallu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Haya îmandandır, îman ise cennettedir. Utanmazlık cefadandır, cefa ise cehennemdedir."
Ebû Hureyre radıyu anh. Tirmizî.

Resûlü sallu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Haya ve gerekeni konuşmak îmanın, açık saçık ve lüzumsuz konuşmak ise münafıklığın kısımlarındandır."
Ebû Ümâme radıyu anh. Tirmizî.

Resûlü sallu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Geçmiş peygamberlerin, sonraki insanlara ulaşan sözlerinden birisi de şudur:
"Utanmadıktan sonra ne istersen yap!"
Ebû Mesûd radıyu anh. Buhârî.

Peygamber sallu aleyhi ve sellem örtüsü içindeki bakire kızdan daha fazla haya sahibiydi.
Hoşlanmadığı bir şey gördüğü zaman, biz onu yüzünden anlardık.
Ebû Saîd radıyu anh. Buhârî.

Resûlü sallu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Merhamet edenlere Rahman da merhamet eder. Yeryüzündekilere merhamet edin ki, göktekiler de size merhamet etsin."
İbn Amr radıyu anh. Tirmizî.

Peygamber sallu aleyhi ve sellem, torunu Hasanı öptü.
O sırada bir adam:
"Benim on çocuğum var, daha bugüne kadar hiçbirini öpmedim," dedi.
Peygamber sallu aleyhi ve sellem ona baktı ve sonra şöyle buyurdu:
"Merhamet etmeyene merhamet olunmaz!"
Ebû Hureyre radıyu anh. Buhârî.

Bir bedevi, Peygamber sallu aleyhi ve selleme gelip dedi ki:
"Siz çocuklarınızı öpüyorsunuz, biz öpmeyiz."
Şöyle buyurdu:
" sizin kalbinizden merhameti çıkarmışsa ben ne yapabilirim ki?"
Aişe radıyu anha. Buhârî.

Resûlü sallu aleyhi ve sellem buyurdu:
", mahlukatı yaratınca, Arş üstünde bulunan kitabına şunu yazdı:
"Merhametim öfkemi geçmiştir."
Ebû Hureyre radıyu anh. Buhârî.

Resûlü sallu aleyhi ve sellem buyurdu:
"ın yüz merhameti vardır. Bir tanesini yeryüzüne indirmiştir ki, cinler, insanlar, hayvanlar ve zararlı sürüngenler aralarında onun sayesinde birbirlerine acıyıp merhamet ederler. Yabanî hayvanlar, onunla yavrularına şefkat gösterirler.
Geride kalan doksandokuz merhametini kıyamet gününe ertelemiştir ki, âhirette kullarına onunla davranacaktır."
Ebû Hureyre radıyu anh. Buhârî.

Peygamber sallu aleyhi ve selleme esirler getirildi. Aralarında memeleri sütle dolmuş bir de kadın vardı, esirler arasında bulduğu bir çocuğu kapıp bağrına bastı ve onu doyasıya emzirmeye başladı.
Peygamber sallu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

"Ne dersiniz, bu kadın, bu çocuğunu ateşe atar mı?"
"Hayır, vi atmaz!" dediler.
"ın kullarına olan şefkati, bu kadının çocuğuna olan şefkatinden daha çoktur."
Ömer radıyu anh. Buhârî.

Resûlü sallu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Günahkâr bir kadın, sıcak bir günde, dilini dışarı çıkarmış susuzluktan soluyan bir köpek gördü. Hemen ayakkabısını çıkararak kuyudan su çekti, ona içirdi.
Bu sebeple onu bağışladı."
Ebû Hureyre radıyu anh. Buhârî.

Resûlü sallu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Bir kadın, kedi yüzünden cehenneme girdi. Kediyi eve hapsetmiş, yiyecek bir şey vermemiş, üstelik gidip yiyecek araması için onu serbest de bırakmamıştı."
İbn Ömer radıyu anh. Buhârî.

Resûlü sallu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Müminler, birbirlerini sevmekte, merhamet etmekte, şefkat göstermekte tek vücut gibidirler. O vücudun bir organı rahatsız olursa, diğer organlar da acı çekip uykusuz kalır."
Nûman radıyu anh. Buhârî.

Resûlü sallu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Kişi, müslüman kardeşini severse, onu sevdiğini kendisine bildirsin."
Mikdam radıyu anh. Ebû Dâvud.

Resûlü sallu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Sevdiğini ölçülü sev! Çünkü o, bir gün nefret ettiğin kişi olabilir.
Nefret ettiğinden de ölçülü nefret et! Çünkü o, bir gün sevgili dostun olabilir."
Ebû Hureyre radıyu anh. Tirmizî.

Resûlü sallu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Yumuşaklık, bulunduğu şeyi süsler, bulunmadığı şeyi ise çirkinleştirir."
Aişe radıyu anha. Müslim.

Resûlü sallu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Beni, ın bana verdiği mevkiden daha yukarı çıkartmanızı istemiyorum. Ben, Abdullahın oğlu Muhammedim. ın kulu ve elçisiyim."
Enes radıyu anh. Rezîn.

Resûlü sallu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Kıyamet gününde teâlâ şöyle buyuracak:
"Celâlim hakkı için, birbirlerini sevenler nerede? Bugün onları, gölgemden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı şu anda, gölgemde gölgelendireceğim."
Ebû Hureyre radıyu anh. Müslim.

Resûlü sallu aleyhi ve sellem buyurdu:
" teâlâ buyurdu:
"Benim rızam için birbirlerini sevenlere, birbirlerini ziyaret edenlere ve birbirlerine ikram edenlere muhabbetim vacip olmuştur."
Ebû idris radıyu anh. Mâlik.

Resûlü sallu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Amellerin en üstünü, için sevmek, için nefret etmektir."
Ebû Zer radıyu anh. Ebû Dâvud.

Peygamber sallu aleyhi ve sellem buyurdu:
"ın kullarından birtakım insanlar vardır ki, ne peygamberdirler ve ne de şehîddirler. Lâkin katındaki mevkilerinden dolayı, onlara, hem peygamberler, hem de şehîdler gıpta edeceklerdir.
Onlar, akraba olmadıkları ve maddi yönden hiçbir çıkarları da bulunmadığı hâlde, birbirlerini yalnız için sevenlerdir.
Vi, onların yüzleri nurdur, şüphesiz onlar nur üzere olacaklardır. insanlar korktukları zaman onlar korkmayacak, üzüldükleri zaman onlar üzülmeyeceklerdir."
Sonra şu âyeti okudu: "Haberiniz olsun. ın velîleri var ya, onlar için ne korku vardır ve ne de mahzun olacaklardır."
Ömer radıyu anh. Ebû Dâvud.




Merhamet müminlerin temel özelliklerindendir. Gerçek müminler, eşlerine,
çocuklarına, yakınlarına, insanlara ve bütün canlılara karşı
merhametlidirler. ‘ın kendisine merhamet etmesini de O‘ndan niyaz
ederler. Nitekim Hz. Peygamber [s.a.v],

“ım! Bizi bağışla, bize merhamet et, bizden razı ol [ibadetlerimizi]
kabul et. Bizi cennetine koy, cehennemden koru ve bütün işlerimizi ıslah et“
[ibn Mâce, Dua, 2-[nr. 3836].] diye dua etmiştir.

Kur‘ân-ı Kerîm de müminlerin birbirlerine karşı merhametli olduklarını


Başka bir yerde de kurtuluşa eren, âhirette kitapları sağ ellerine verilen
müminlerin nitelikleri sayılırken,

“Sonra iman edenlerden, birbirlerine sabrı tavsiye edenler ve merhameti
tavsiye edenler. İşte bunlar amel defterleri sağdan verilenlerdir“ [Beled
90/17-18] buyrulur.

Hz. Peygamber de [s.a.v] merhamet konusu üzerinde önemle durmuş, teşvik
etmiş ve acımasız davranan insanları uyarmıştır. Örneğin bir hadislerinde,

“, ancak merhametli olanlara rahmetini ihsan edecektir“ [Buhârî,
Cenâiz, 31; Müslim, Cenâiz, 6 [nr. 11]] buyurmuştur. Diğer bir hadislerinde
de,

“Rahman merhamet edenlere merhamet eder. Yer-yüzündekilere merhamet edin [o
zaman] göktekiler de size merhamet eder“ [Ebû Davud, Edeb, 66 [nr. 4941];
Beyhakî, Şuabü‘l-İmân, nr. 11048; Teb-rîzî, Mişkâtü‘l-Mesâbih, nr. 4969]
buyurmuştur. Diğer bir hadislerinde de insanın merhametinin ‘ın
kendisine göstereceği merhametin nedeni olduğunu şöyle belirtir:

“ merhamet etmeyene merhamet etmez.“ [Buhârî, Edeb, 18, Tevhid, 2;
Tebrîzî, Mişkâtü‘l-Mesâbih, nr. 4678.]

“Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimizin hakkını tanımayan bizden
değildir [bizim sünnetimizi terketmiştir].“ [Ebû Davud, Edeb, 66 Beyhakî,
Şuabü‘l-imân, nr. 10977]

“İnsanlara merhamet etmeyen kimseye de merhamet etmez.“ [Müslim,
Fezâil, 66; Heysemî, Mecmau‘z-Zevâid, nr. 13677 Beyhakî, Şuabü‘l-imân, nr.
11046; Tebrîzî, Mişkâtü‘l-Mesâbih, nr. 4947; Taberânî, Mekârimü‘l-Ahlâk, nr.
43.]

Büyük arif İbrahim ed-Desûkî [k.s] şöyle buyurur:

“Her kim ki kendisinde ‘ın yaratmış olduğuna karşı şefkat ve merhamet
hissi yok ise Hak ehlinin yükseldiği makamlara çıkamaz. Şefkatsiz bir
kimsenin manevî yükselmesi durur.

Bize gelen bir rivayet göre, bir zamanlar Musa [a.s] çobanlık eder, koyun
güderdi. O güttüğü koyunlardan birine dahi asası ile vurmadı. Aç bırakmadı.
Eziyet ettiği de olmadı. Ne zaman ki Teâlâ onun koyunlarına karşı bu
şefkatini gördü, kendisini peygamber kıldı. Hatta onunla konuştu. Sonra Benî
İsrail‘e çoban [peygamber] oldu. Onları birçok kötlükten kurtardı.

Rahmeti gazabını geçen, insana anne babasından daha şefkatli davranan
‘ın kullarına merhametsizlik, katı kalplilik, acımasızlık yakışmaz. Ona
yakışan, ve Resûlü‘nün bu güzel ahlakıyla ahlâklanmak, Rabb‘inin
kendisine yaptığı gibi başkalarına karşı merhametli davranmaktır.
Logged
 Hızlı Üyelik Sistemi

Konu İçerigini Görmek İçin Aşagıdaki Boslukları Doldurun Ve 5 Saniyede de Uye Olun...

Üye adınız:    Şifreniz:    Şifrenizi tekrar yazın: E-mail adresiniz:   

11 Şubat 2011, 19:46:38
AySİMa

Emekli

Onursal Üye

*


Üye No : 962

Nerden : istanbul

Konu  : 1116

Mesaj : 6107

. Yürek Yanmadıkça Göz Yaşarmaz..

1136 Mesajýna Toplam
1516 Kere Teþekkür Edildi

1 Mesajýna Toplam
1 Kere Karma Verildi
Offline
« Yanıtla #3 : 11 Şubat 2011, 19:46:38 »

   
Ey Rabbim, Bizi Merhametsiz Eyleme!

Ey Rabbim, bizi merhametsiz eyleme!


İmanın insanoğluna kazandırdığı en mühim ve en güzel hasletlerden biri de merhamettir. Bu güzel haslet, müslümanın kalbinde daima yanan bir ateştir. Bizi Rahman’a kavuşturacak ilahî bir cevherdir. Bu nimet, insanı bencillikten kurtararak, diğergamlığa sevkeden bir lütuf meyvesidir. Zira iman nimeti kemale erdikçe, bu güzelliğe eremeyenlere karşı acıma hissi artar ve bu kişilerin de bu nimete ulaşması için gayreti ziyadeleşir. Yani tebliğ çalışmalarına hız verir. ALLAH için en ufacık bir çalışmaya bile koşar, koşar…

Merhamet; acıma, esirgeme, koruma, sevgi gösterme, yardım etme, insanı başkalarına iyilik ve yardım etmeye yönlendiren acıma duygusudur. Kaynağı ALLAH'tır. İnsanlardaki merhamet, ALLAH'ın rahmet ve merhametinin bir tecellisi, bir yansımasıdır.

ALLAH'ın en önemli niteliklerinden birisi merhametidir. Bu niteliğini ifade eden Rahman ve Rahim adlarının Kur'an'da ALLAH ve Rab adlarından sonra en çok anılan adlar olması, ALLAH'ın merhamet niteliğinin önemini ve sonsuzluğunu gösterir. ALLAH bu niteliği nedeniyle nimetlere gark eder, ödüllendirir, suçları affeder, peygamberler aracılığı ile insanlara doğru yolu gösterir. “O'nun rahmeti herşeyi kuşatmıştır.” (Araf, 7/156), “Merhametlilerin en merhametlisidir.” (Araf, 7/151)

Hizmet ehli bir mü’minde şefkat ve merhamet, tabiatı asliye haline gelmelidir. Şefkat mahrumu, acımayı bilmeyen kimse, en büyük hazineyi, bütün saadetlerin kapısını açan anahtarı yitirmiştir. Asıl bu gibi kimselere, yani merhamet mahrumlarına acımak lazımdır. Sevmeyen insan, merhametsiz bir insan, her zaman canavarlaşan zalim bir varlık haline gelebilir. O zaman o kişiden korkmak lazımdır. Bir anda, bir kalemle her şeyi bitirir ve merhametsizliği kalbinden yüzüne, ahvaline, davranışlarına sirayet eder ve kırar, incitir, mahveder gider. Kalpteki güzellikleri, güzel çiçekleri bir anda kurutuverir. Hayatında insanlara karşı güvenini yitirmeye sebep olur.

Şu fani hayattaki nefis engellerini aşarak, sonsuz hayatın tadını almak, Rasul-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz gibi, ALLAH dostları gibi, gönül bahçesinden afv ve merhamet rayihasını çıkararak mümkün olmaktadır. Bir büyüğümüzün buyurduğu gibi: “Merhameti bütün sevdaların üstüne yüceltmemiz gerekmektedir. Merhameti ve hizmet aşkını bütün fani sevdaların üzerine yükseltmezsek, kendimize yazık etmiş oluruz.” Merhamet edelim ki, Rahman’ın rahmetine ulaşalım, o güzel rahmeti-merhameti hak edelim. ALLAHuzülcelalin rahmeti öyle büyüktür ki, bizim için kalbimizin inşiraha ermesi ve tatmin olması için bir damlası bile yeter. O damla, gönle düştüğünde, o tadı tattığımızda, o gönülde ne gülistanlar açar. Ne güzellikler zuhur eder. İşte o zaman dualar ve ilticalar yerine ulaşır.

Müslümanın kalbî olgunluğunun en güzel tezahürü belki de şefkat ve merhamettir. Bunun neticesinde ise, her türlü imkanını (ilmini, malını ve hatta canını) paylaşarak, “isar” diye tarif olunan güzelliğe erişilebilir.

Hz. Peygamber (s.a.v.), ALLAH'ın merhametinin büyüklüğünü ve insanlardaki merhametin kaynağı olduğunu dile getirdiği bir hadisinde şöyle buyurur: "ALLAH merhametini yüz parçaya ayırdı, doksan dokuz parçasını kendi yanında tuttu, bir parçasını yeryüzüne indirdi. İşte bu bir parça rahmet sebebiyle yaratıklar birbirine merhamet eder. Hatta yavrulu hayvan, bir tarafını incitir endişesiyle ayağını yavrusundan sakınır" (Buharî)

Merhamet, insanlığımızın bu alemdeki en müstesna cevheridir ki, kalp yoluyla bizi Hakk’ın vuslatına istikametlendirir. Bir büyüğümüzün buyurduğu gibi: “Merhametli mü’min, cömert, mütevazi, hizmet ehli ve aynı zamanda ruhlara nizam ve hayat aşısı yapan gönül doktorudur.” Merhametli bir mü’min, her sahadaki hizmetini sevgi ve şefkat ile yapmasını bilen, ümit ve iman kaynağı bir varlıktır. Böylece o mü’min ruhlara huzur bahşeden her hizmetin en ön safında hazır olur. O dertlilerin yanıbaşında, sahipsizlerin ve ümitsizlerin başucundadır. Zira bir mü’minde imanın ilk meyvesi merhamettir.

Mü’min bu özelliğini ALLAHuzülcelalden alır. Çünkü merhametlilerin en merhametlisi ALLAH’tır. Dolayısıyla ALLAH’a sevgi ile dolu bir mü’minin yüreği, ALLAH’ın bütün mahlukatına karşı şefkat ve merhametle dopdolu olur. Yeryüzünde şefkat ve merhametsiz hiçbir gönül düşünülemez. Bir ALLAH dostunun ifadesiyle “Güneş için ısıtmamak nasıl imkansızsa, güzel ruhlar için de mahlukata acımamak, merhamet etmemek öyle imkansızdır.”

Rabbim bizlerin yüreğinden merhameti almasın. Merhamet duygularımızı artırsın. Merhametsiz insanlarla karşılaştırmasın. ALLAHuzülcelal merhametiyle muamele eylesin.

Millî şairimizin tâ yüreğinden merhametle dökülen şu dörtlük ne kadar manidardır:

“Kanayan bir yara gördüm mü, yanar tâ ciğerim,

Onu dindirmek için çifte yerim, kamçı yerim,

Adam, aldırma git diyemem, aldırırım,

Çiğnerim, çiğnenirim, Hakkı tutar kaldırırım.”


alıntıdır..........
Logged
 Hızlı Üyelik Sistemi

Konu İçerigini Görmek İçin Aşagıdaki Boslukları Doldurun Ve 5 Saniyede de Uye Olun...

Üye adınız:    Şifreniz:    Şifrenizi tekrar yazın: E-mail adresiniz:   

Tags:

Google Words: Haftanın Konusu" İmanın ilk meyvesi Merhamettir" Dosyası, Haftanın Konusu" İmanın ilk meyvesi Merhamettir" Belgesi, Haftanın Konusu" İmanın ilk meyvesi Merhamettir" Programı, Haftanın Konusu" İmanın ilk meyvesi Merhamettir" Oyunları, Haftanın Konusu" İmanın ilk meyvesi Merhamettir" Download, Haftanın Konusu" İmanın ilk meyvesi Merhamettir" Resimleri, Haftanın Konusu" İmanın ilk meyvesi Merhamettir" Hikayeleri, Haftanın Konusu" İmanın ilk meyvesi Merhamettir" Haberleri, Haftanın Konusu" İmanın ilk meyvesi Merhamettir" İndir, Haftanın Konusu" İmanın ilk meyvesi Merhamettir" Yükle, Haftanın Konusu" İmanın ilk meyvesi Merhamettir" Videosu, Haftanın Konusu" İmanın ilk meyvesi Merhamettir" Arşivi, Haftanın Konusu" İmanın ilk meyvesi Merhamettir" Albümü, Haftanın Konusu" İmanın ilk meyvesi Merhamettir" ilahi indir,
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.10 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC
|Site Map | Arşiv | Wap | Wap2 | Wap Forum | XML | Rss | Tag | Google Tag | URL List | Recent Topics | Dini Video |
All Rights Reserved. Her Hakkı Saklıdır. ©2007-2010 TASARIM By Maximilyanus

// ]]>

-


Siyah Zemin Theme 2010 Design By goKhaN-c3