|
|
 |
« Yanıtla #9 : 15 Temmuz 2009, 16:56:13 » |
|
Fenafillah süluka başlayabilme keyfiyeti ve hakikatıdır.Kab-ı kavseynin hakikatını ve mahiyetini içeren Bekabillah hakikatı ile de Fena makamından Evliyanın Nur olan Ruh bedenleriylede Beka hal ve makamında Zatı Mahiyeti İlahinin İsmi Vahidiyeti İlahisiyle değilsede, tecelli-i sırrı Ehadiyeti İlahi ile Ruyetullahın müşahade ve tecellisine mazhariyet ile ahirete intikal etmedende Cennete intikal edilmedende Mirac-ı Ahmediyeti asm. bu müşahade Rü'yet hakikatı gerçekleşmiş ve Şeriatı ve Velayetine Varis evliyaya dahi bu kapı açık bırakılmıştır bu sırrı Velayeti Muhammedinin hakikatının Azim bir sırrı ve hakikatıdır.Bu mesele bugün makamı velayette dahi bulunan müminlere bile muhal ve anlaşılmaz gelebilir; sinek,kelebek ve kuşcuk mesabesindeki irtifalar ve müşahadeler Zümrüdü Anka mesabesindeki müşahade ve irtifayı anlamakda muhakkak nakıs ve eksik kalabilir.Bu anlaşılamama en başta Risalet-i Ahmediye ve hakikatı Nuru Muhammediyenin sırrı Velayetinin Varisleri olan yüzler,binler Evliyanın tasdiklerinin hakikatını inkar edemez.Zatı Mahiyeti İlayinin Tecelli-i Ruiyeti, Mekan-ı Firdevsi Cennetten, kulun müşahade-i İlahiyeye mazhariyeti olan tecelli asla Zatı Vahidiyeti Mahiyeti İlahisi ile değil,Zatı Mahiyeti Vahidiyet-i Ehadiyeti İlahisi ile sonsuz Esma-i İlahi ve Şuunu İlahinin perdesiz sonsuza kadar bir müşahade-i İlahi olan algı ve idrakıdır.Bu sözümüzden eksik bir şey anlaşılmasın İnşaALLAH... Çünkü;Vacibul Vucud, Vahid, Ezel ve Ebed olan Kemal,Zahir ve Batın olan, Cemil, Ekber,Latif,Nur mükemmel olan, aczi ve kusuru asla olmayan ve bulunmayan, kendi Zatıyla bizzatihi Hayy olan Kayyum olan Samed olan ALLAH c.c. bileşiklikten, kademe ve mertebelerden münezzeh olan Vucud hakikatında, Kemal, Mükemmel ve tek Vahid olandır.Esması da Sıfatları ve Şuunat-ı İlahiyesi dahi o Vacibul Vucuddandır varlığıda Vucududa tek olan Hakdır.Ama onun bizzat Vahidiyeti Mahiyeti İlahiyesinin hakikatının tecellisini mahluk olanın ihata etmesi asla mümkün değildir.Muhakkak en doğrusunu bilen Habir ve Alim olan,ALLAHdır.Yukarda bir kardeşimizin zikrettiği Enam Suresi 103. ayetide inşaALLAH istva ve perdelenme,ALLAH-u Tealanın zaman ve mekandan münezzeh oluşu bahsinde ayrıca İzni İlahi olursa İbni Arabi Hazretlerinin himmetinden bir feyizle kısaca izah etmeye çalışacağım. Sebebi kainat ,Muhammedi hakikatı kainatın sırrı ve muhtevasıve hem özü ve çekirdeği ve hemde en kıymettar,belki hakikat noktasında Kainat ağacının en hakiki semeresi olan, Risaleti Ahmediye asm.ve bu görüş dahi, bizzat Zatı Mahiyeti Vahidiyesi ile olması mümkün olmadan, tecelli i ehadiyetle mümkün olduğunu anladığımız bir yüksek mirac sırrı ve hakikatı,yine Bediüzzaman hazretleri şöyle ifade ediyor.
Tâ daire-i âzamiyesinin ünvânı olan Arş-ı âzamına girecek, tâ Kâb-ı Kavseyne, yani imkân ve vücûb ortasında Kâb-ı Kavseyn ile işaret olunan makama girecek ve Zât-ı Celîl-i Zülcemâl ile görüşecektir. Ki, şu seyr ü sülûk ise, Mi'racın hakikatidir. 31.söz hakikatı mirac nedir?2. esas 2. Temsil
''rubûbiyet-i İlâhiyeyi temâşâ ettirip o dairelerin semâvâtında makamları bulunan ve ihvânı olan enbiyâyı birer birer göstererek, tâ Kâb-ı Kavseyn makamına çıkarmış, ehadiyet ile kelâmına ve rü'yetine mazhar kılmıştır.'' 31. söz Hakikatı mirac nedir 2. esas 2.Temsil
ÜÇÜNCÜ ŞUA
Ey haddinden tecavüz etmiş nefs-i pürvesvas! Diyorsun ki:
بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ - مَا مِنْ دَاۤبَّةٍ اِلاَّ هُوَ اٰخِذٌ بِنَاصِيَتِهَا -
وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ - 1 1 : “Herşeyin hüküm ve tasarrufu Onun elindedir.” Yâsin Sûresi, 36:83. “Hiçbir canlı yoktur ki, Alah onu alnından tutup kudretine boyun eğdirmiş olmasın.” Hûd Sûresi, 11:56. “Biz ona şahdamarından daha yakınız.” Kaf Sûresi, 50:16.
gibi âyetler, nihayet derecede kurbiyet-i İlâhiyeyi gösteriyor.
وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ - تَعْرُجُ الْمَلٰۤئِكَةُ وَالرُّوحُ اِلَيْهِ فِى يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ اَلْفَ سَنَةٍ - 2 2 : “Siz de Ona döndürüleceksiniz.” Yâsin Sûresi, 36:83. “Melekler ve Cebrâil, ellibin sene uzunluğundaki bir günde Ona yükselirler.” Meâric Sûresi, 70:4. bk. İmam Gazâlî, İhyâ-u Ulûmi’d-Dîn, 1:101; Ebû Ya’lâ, el-Müsned 13:520; et-Taberânî, el-Mu’ce
ve hadiste varid olan “Cenâb-ı Hak yetmiş bin hicab arkasındadır” ve Mirac gibi hakikatler, nihayet derecede bu’diyetimizi gösteriyor. Şu sırr-ı gâmızı fehme takrip edecek bir izah isterim.
Elcevap: Öyle ise dinle.
Evvelâ: Birinci Şuâın âhirinde demiştik: Nasıl ki güneş, kayıtsız nuruyla ve maddesiz aksi cihetiyle sana, senin ruhun penceresi ve onun âyinesi olan gözbebeğinden daha yakın olduğu halde, sen mukayyet ve maddede mahpus olduğun için ondan gayet uzaksın. Onun yalnız bir kısım akisleriyle, gölgeleriyle temas edebilirsin. Ve bir nevi cilveleriyle ve cüz’î tecellîleriyle görüşebilirsin. Ve bir sınıf sıfatları hükmünde olan elvanlarına ve bir taife isimleri hükmünde olan şualarına ve mazharlarına yanaşabilirsin. Eğer güneşin mertebe-i aslîsine yanaşmak ve bizzat, doğrudan doğruya, güneşin zatıyla görüşmek istersen, o vakit pek çok kayıtlardan tecerrüd etmekliğin ve pek çok meratib-i külliyetten geçmekliğin lâzım gelir. Âdeta sen, mânen tecerrüd cihetiyle küre-i arz kadar büyüyüp, hava gibi ruhen inbisat edip ve kamer kadar yükselip, bedir gibi mukabil geldikten sonra bizzat perdesiz onunla görüşüp bir derece yanaşmak dâvâ edebilirsin.Öyle de, o Celîl-i Pürkemâl, o Cemîl-i Bîmisâl, o Vâcibü’l-Vücud, o Mûcid-i Küll-i Mevcud, o Şems-i Sermed, o Sultan-ı Ezel ve Ebed, sana senden yakındır. Sen Ondan nihayetsiz uzaksın. Kuvvetin varsa, temsildeki dekaiki tatbik et. Saniyen: Meselâ, وَ ِللهِ الْمَثَلُ اْلاَعْلٰى 1 : “En yüce misaller ALLAH içindir.” Nahl Sûresi, 16:60. bir padişahın çok isimleri içinde Kumandan ismi çok mütedahil dairelerde tezahür eder. Serasker daire-i külliyesinden tut, müşiriyet ve ferikiyet, ta yüzbaşı, ta onbaşıya kadar, geniş ve dar, küllî ve cüz’î dairelerde de zuhur ve tecellîsi vardır. Şimdi, bir nefer, hizmet-i askeriyesinde, onbaşı makamında tezahür eden cüz’î kumandanlık noktasını merci tutar, kumandan-ı âzamına şu cüz’î cilve-i ismiyle temas eder ve münasebettar olur. Eğer asıl ismiyle temas etmek, ona o ünvanla görüşmek istese, onbaşılıktan ta serasker mertebe-i külliyesine çıkmak lâzım gelir. Demek padişah, o nefere ismiyle, hükmüyle, kanunuyla ve ilmiyle, telefonuyla ve tedbiriyle ve eğer o padişah, evliya-i abdaliyeden nuranî olsa bizzat huzuruyla gayet yakındır. Hiçbir şey mâni olup hâil olamaz. Halbuki o nefer gayet uzaktır. Binler mertebeler hâil, binler hicaplar fâsıldır. Fakat bazan merhamet eder; hilâf-ı âdet, bir neferi huzuruna alır, lütfuna mazhar eder. Öyle de, emr-i كُنْ فَيَكُونُ 2 ’ : “(Cenâb-ı Hak) Birşeyin olmasını murad ettiği zaman, Onun işi sadece ‘Ol’ demektir; o da oluverir.” Yâsin Sûresi, 36:82. a mâlik, güneşler ve yıldızlar emirber nefer hükmünde olan Zât-ı Zülcelâl, herşeye herşeyden daha ziyade yakın olduğu halde, herşey Ondan nihayetsiz uzaktır. Onun huzur-u kibriyâsına perdesiz girmek istenilse, zulmanî ve nuranî, yani maddî ve ekvânî ve esmâî ve sıfâtî yetmiş binler hicaptan geçmek, her ismin binler hususî ve küllî derecât-ı tecellîsinden çıkmak, gayet yüksek tabakat-ı sıfâtında mürur edip ta İsm-i Âzamına mazhar olan Arş-ı Âzamına uruc etmek, eğer cezb ve lütfu olmazsa binler seneler çalışmak ve sülûk etmek lâzım gelir. Meselâ, sen Ona Hâlık ismiyle yanaşmak istersen, senin Hâlıkın hususiyetiyle, sonra bütün insanların Hâlıkı cihetiyle, sonra bütün zîhayatların Hâlıkı ünvanıyla, sonra bütün mevcudatın Hâlıkı ismiyle münasebettarlık lâzım gelir. Yoksa zıllde kalırsın, yalnız cüz’î bir cilveyi bulursun.
Bir ihtar: Temsildeki padişah, aczi için, kumandanlık isminin meratibinde müşir ve ferik gibi vasıtalar koymuştur. Fakat بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ 2 olan Kadîr i Mutlak, vasıtalardan müstağnidir. Vasıtalar sırf zahirîdirler. Perde-i izzet ve azamettirler. Ubûdiyet ve hayret ve acz ve iftikar içinde saltanat-ı Rububiyetine dellâldırlar, temâşâgerdirler. Muîni değiller; şerik-i saltanat-ı Rububiyet olamazlar. Sözler 16. Söz
ALLAHın Selamı Rahmeti ve bereketi müminlerin üzerine olsun.
|