Beğendiğinize sevindim

Teşekkür ederim.
ALLAH razı olsun.
Konunun devamı mahiyetinde bir hikaye daha ekleyeyim:
.................
Şimdi de bir başka hikâye yazalım konuyla ilgili.
Bu sefer makam, mevki ve itibar olsun ana fikir.
Bakalım nasıl bir öykü olacak?
Aklımda bir plan yok, yazdıkça şekillenecek.
…
Yaşım ilerlemişti.
Yıllardır mühendis olarak görev yapmaktaydım.
Artık “müdür” olma vaktim gelmişti bana göre.
Hem havam olurdu hem de artık işlerle bizzat ilgilenmek zorunda kalmazdım.
Emirler verirdim maiyetimdekilere.
“Şunu yapın bunu yapın” diye.
Kendim de önüme gelen yazıları imzalardım.
Direklerin başında cihaz tamiriyle uğraşmaktan daha iyi olacağı kesindi.
Benden daha iyisini mi bulacaklardı?
Mevzuata göre de eksiğim yoktu.
Yasaları zorlamaya gerek yoktu yani.
Çaba göstermenin vakti gelip çatmıştı.
Fikrim geldi pat diye.
Kolları sıvamalıydım bu sefer.
…
Sıvadım da.
Ama abdest almak için!
Bugün Cuma’ydı çünkü.
Şadırvanın en net görülebilen yerine oturdum gerine gerine.
Sertti ama orası.
Tahtaydı, acıtıyordu.
Alışkın olmadığımdan sanırım.
Neden oturulacak yere yumuşak bir şey koymazlar ki?
Abdestini alan bir an önce kalkıp gitsin de sıra diğerlerine gelsin diyeydi belki.
Neyse abdestimi aldım güzelce göstere göstere.
Yavaş yavaş…
Tribünlere oynadım resmen.
Sabahtan iyi ki bakmıştım evdeki resimli kitaba.
Sonra da birkaç deneme yapmıştım lavaboda.
Sanki her gün beş kere yapıyordum bu işi.
Kapmıştım hemen.
Tecrübeli görüntüsü verebiliyordum artık uzaktan bakan birine.
Gurur duydum kendimle bir daha.
…
Yıllardan beri alnı secde görmeyen ben, hidayete ermiştim sanki.
Jetonum düşmüştü.
İktidarda Ak Parti vardı çünkü.
İnançlı insanlar olarak bilirim onları.
Bakanların bile çoğunun hanımı başörtülüymüş.
Onlardan görünmek için bir yerlerden başlamam lazımdı.
İlçe başkanının adını öğrenmiştim.
Bir dostuma rica etmiştim, uzaktan göstermişti bana, “İşte şu adam” diye.
Bu camiye gelirmiş normalde Cuma namazlarında.
Erken gelmiştim camiye.
Gelir gelmez bakındım, yoktu henüz.
Abdesti uzattıkça uzatmıştım bir gözüm bahçe kapısında.
Ama gelmedi.
Halbuki 3 değil 30 kere yıkamıştım neredeyse her bir abdest azamı.
…
Mecburen abdest alma işine son verdim şadırvanın başı çok kalabalıklaşınca.
Herkes bana bakıp homurdanmaya başlamıştı.
Neyse kalktım, bakındım hala gelmemişti adam.
Şimdi bir yerlere otursam, o da gidip başka yere gitse namaz kılmak için, olmayacaktı.
Sabahtan beri, onunla yan yana namaz kılmak için hazırlanmıştım zaten.
Canım sıkılmaya başladı.
Emekler boşa mı gidecekti?
“Ne diye geldin oğlum buraya?” dedim kendi kendime.
Kahvede oynamak ya da deniz kenarında göbek kızartmak varken çevrene bakına bakına.
…
“Başladığın işi bitir” diye kendi kendime telkinde bulunurken birden yellendim.
Ama çevremde o an için kimse yoktu.
Ses falan duyan olmamıştı eminim.
Sanırım şadırvanın başında uzun uzun abdest almaktan üşütmüştü karnım.
Birden aklıma geldi.
Abdestim bozulmuş olmuyor muydu bu durumda?
Dönüp baktım abdest alanlara.
Kuyruk vardı.
Zaten 10 namazlık abdest almıştım ilçe başkanını beklerken.
Beni şadırvan başında görsün diye.
…
Senin işi anca o adam halleder demişlerdi bana çünkü.
Gülü seviyorsam dikenine katlanacaktım.
Zaten maksadım namaz kılmak değil, görüntü yapmak olduğuna göre önemi yoktu abdestimin sağlam olup olmamasının.
Dışarıdan abdestli olup olmadığım belli olmuyordu ki?
Yalnız namaz kılarken tekrar gelirse tutmalıydım.
Sessiz bile olsa kokabilirdi.
Her gün namaz kılan insanlar nasıl dayanıyordu ki buna?
Neyse, bu onların sorunu!
…
“Nerde kaldı bu adam ya?” diye düşünürken ezan okunmaya başladı bile.
Namazı mı bırakmıştı yoksa adam?
Yok canım!
İşi çıkmıştır, başka camiye gitmiştir.
Yoklama verecek değil ya!
Belki gelir diye bekledim mecburen.
Ama abdestini alan bir yere oturuyordu.
Ben ne zamandan beri ayaktaydım ve dikkat çekiyordum.
Caminin içi çoktan dolmuştu.
Hasır ya da kilimler geliyordu.
Bahçeye seriliyorlardı.
Yeni gelenler de onların üzerinde namaz kılacaklardı anlaşılan.
Bu benim için iyi bir durumdu.
Çünkü adam gelirse içeriye giremezdi.
Dışarıda da ben onu görür, bir koşu giderdim yanına.
…
Ezan bitti hala yok adam.
Gözüm bahçe kapısında gene.
Kapının her türlü detayını biliyordum artık.
Demirlerin kıvrımlarını, nerelerinde boyaların dökük olduğunu vesaire.
Baka baka gözü kapalı birebir çizebilecek hale gelmiştim neredeyse.
…
Bu arada caminin içinden yüksek bir ses geldi ezan gibi bir şeydi.
Herkes ayağa kalkıp namaza durmaya başladı.
Boş yer de fazla kalmayınca ben de buldum bir köşe.
Ayakkabılarımı çıkardım ve diğerleri gibi ben de namaz kılmaya başladım.
Ama gözümün biri bahçe kapısında diğeri de yanımdaki adamda.
Yanlış yapmayayım, acemiliğim dikkat çekmesin diye onu taklit ediyordum çünkü.
O eğilince eğilecek, kalkınca da kalkacaktım.
“Nerde kaldı bu adam ya” diye düşünürken yanımdaki adam sağa sola dönüp selam verdi.
Ben de yaptım aynısını.
…
Sonra da dudaklarını kıpırdatıp elini yüzüne sürdü.
Ben de içinden bir şeyler söylüyormuş gibi yaptım ve ellerimi hızla yüzüme götürdüm.
Vurmuş gibi oldum ama yüzüme.
Şap diye.
Acıdı bile hafiften.
Demek ki yavaş yapmam lazımdı bu işi.
Çünkü diğerlerinde yüzü acımış gibi bir haller yoktu.
Ya da alışmışlardı.
…
Geç gelenlerden bazıları içeri giriyorlardı.
En çok onlara kızıyordum şimdi.
Madem geç geldin kılsana namazını dışarıda.
İçeriye kafayı uzatıp bakıyorlardı bazıları.
Varsa boş yer aralarda harekete geçiyorlardı.
Önünde oturanların omuzlarına değip sağa sola hafif itince onlar da yana eğiliyorlardı.
Aradan da gidiyorlardı içerilere.
Onlar nereye giderse gitsin de, ilçe başkanı da aynı şekilde yaparsa?
Boşuna mı geldim o zaman ben?
Çıkışı beklersem görürüm aslında.
Dışarıda yok hala.
Ya da ön taraflarda bir yere oturdu ben secdedeyken.
Enseden de insanlar tanınmıyor ki!
Öf yaaa!
…
Herkesin gözü önünde, vaazı dinliyor.
Ben ise kafa ve gövde dimdik, durmadan sağa sola bakıyorum.
Düşman gözleyen sürü nöbetçisi hayvan gibi.
“Ne yapıyorum ben ya böyle” diye düşünürken müdürlük geldi aklıma.
“Müdürüm” diyecekti herkes bana.
Saygı göstereceklerdi.
Masanın öbür tarafına geçecektim.
Bunun da bir bedeli olmalıydı ve ben de onu ödüyordum.
Rahatladım.
Namaz da kılarım dedim, göbek de atarım.
Köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı da derim, kunduza teyze de derim.
Nasıl olsa makamı ele alınca onlarla bir daha işim olmayacak.
Sayılı gün geçer çabucak.
Ağlamayana meme verilmez derlerdi büyüklerimiz.
Madem istiyordum, gereken neyse yapmalıydım ki sonuca ulaşabileyim.
Benim de yaptığım, oyunu kuralına göre oynamaktı zaten.
…
Vaaz da bitmişti ben bakışırken bahçe kapısıyla.
Kamet mi ne diyorlardı tam hatırlamıyorum şimdi, müezzin içeriden yüksek sesle bir şeyler söyledi.
Herkes ayağa kalktı namaza duracaklardı besbelli.
Ben de kalktım “uydum kalabalığa” diyerek.
Eller kulaklara gitti ve göbek hizasında bağlandı.
Artık kafamı direk çevirerek de bakamıyordum adam geldi mi diye.
Dikkat çekerdi çünkü.
Gerçi o da önemli değil de yerimi değiştiremezdim ki!
Namazı bozup onun yanına gidemezdim.
…
Gözüm şaşı olacaktı neredeyse.
Kafam önde gözüm bir sağda bir solda.
Kapıdan birisi girdi hızla ve ön taraflara doğru koştu ve namaza durdu.
Beklediğim adama benzettim, için pır pır atmaya başladı.
Boşa beklememiştim demek ki diye gülümsedim gayri ihtiyari.
Bu arada imam Fatiha okumuştu.
O kadar biliyordum canım.
Siz de beni ne sandınız?
Ama aklım orada değildi tabi.
…
Gözümü tam çeviremediğimden beklediğim kişi miydi tam anlayamadım.
Daha da kötüsü kalabalığın içinde ön tarafta nereye gittiğini de.
Bu arada imam selam verdi.
Namaz bitmişti.
…
İki rekatçık mıydı Cuma namazı?
Ben de çok uzun sanıyordum.
Bilhassa dışarıdakilerin çoğu hemen ayakkabılarını giymeye başladılar.
Çıkıyorlardı camiden.
Ben de çıkacaktım kalabalığa karışıp.
Ama beklesem mi diye düşündüm.
Belki girmiştir adam içeriye beni de görür.
Emeklerim ve harcadığım vakit boşa gitmemiş olur.
Ama ya gelmemişse?
Zaten iki rekatı zor kıldım abdestsiz abdestsiz.
Varsa gerisi zor gelirdi bana.
Hem yanımdaki de gitmişti kimi taklit edecektim?
Neyse giydim ayakkabılarımı ve çıktım ben de.
…
Birkaç arkadaşım gördü beni camiden çıkarken.
“ALLAH kabul etsin” dediler.
Beni orada görmekten mutlu oldukları her hallerinden belliydi.
Hepsi de birbirinden temizdi.
Çok severdim onları.
Ama şu anda önemi yoktu bunun.
Beni onların değil başkasının görmesi gerekiyordu.
Canım sıkıldı.
Yürümeye başladım kaldırımda.
Hedefsizdim, düşünmem lazımdı.
…
Ak Parti için yaptığım hazırlığın ilk denemesi olumsuz olmuştu.
Aynı dalda ikinci oyuna ikna edememiştim kendimi.
Mesela şimdi Ak Parti’nin binasına gidebilirdim.
İçeri girince “Selamün aleyküm” demeyi unutmamalıyım.
“Merhaba” dersem olmazdı.
Ya da ben öyle sanıyordum.
“Bugün ikindi namazı kaçta?” diye de sorardım mesela konuşmamız uzarsa.
“Neyse boş ver” dedim şimdilik.
…
Yalnız arkadaşım bana bir bilgi daha vermişti.
Ak Parti kadrolaşamadı çok yerde dedi.
Hala eski bürokratlar var görevde.
Yaptıkları atamaları ya önceki Cumhurbaşkanı onaylamadı ya da mahkemeler iptal etti.
Mesela senin kurumda MHP’nin sözü geçer.
Yöneticiler ve yetkili sendika MHP’li.
…
Şimdi eve gidip biraz dinleneyim.
Sonra da nasıl yılların MHP’lisi gibi görünebilirim onu araştırayım.
Belki benim müdürlük işi onlardan bitecek.
Önce bir kafamı toparlayayım da!
…
Kahramanımız düşünmeye devam ederken biz de hikayemizi konumuz açısından değerlendirmeye çalışalım.
Kahramanımız namaz kılarak sevap kazanmış mıdır?
Kimin için namaz kılmıştır?
Hedefine ulaşmış olsaydı, kazançlı çıkmış sayılır mıydı?
Ameller niyetlere göre ise sonuç ne bu durumda?