ßĨhŔµŹ€

co.Admin

Onursal Üye



Üye No : 39
Nerden : istanbul
Konu  : 1356
Mesaj : 7815 
1164 Mesajýna Toplam 1607 Kere Teþekkür Edildi
2 Mesajýna Toplam 2 Kere Karma Verildi
|
 |
« : 25 Kasım 2010, 01:15:19 » |
|
ANNEM’E ! Yaram henüz kabuk bağlamadı anne üç yıl geçse de. Sensizlik girdabına tutulalı, zaman anlamının yitirdi. Mevsim hep sonbahar anne. Hayat ağacım senden sonra yaprak dökümü yaşıyor. Gözlerim nemli, kalbim buruk ve adına hüzün dedikleri, payıma düşendir anne.
Ne zormuş sensizlik, ne zormuş hasretin, özlemin…
Hatırladıkça seni, yüreğimin ta derinliklerinde ince bir sızı: adı ızdırap biliyor musun anne? Sızım sızım bir ızdırap… Ardından gözyaşlarımı içime akıtırım da öyle ağlarım işte, sessiz sessiz.
Bugün yine bayram bugün yine kurban.
Seni kurban vereli bir kurban bayramının ilk günü, hep acılar yaşatıyor yüreğime bugün; acılar yaşatıyor… Sen, kurban ve kurbiyet… Rabbime yakın, bana uzak bir niyet.
Kulaklarım çınlıyor, kulaklarım hep uğulduyor. Rüzgâr adını fısıldıyor. Ellerimle kapamak istiyorum. Hasret, izin vermiyor. Gönlüm kurbanlığını duymak istemiyor . Lakin bir yazgı dolandı başıma, sensizlik yazgısı…
Sıkışsa da yüreğim yine de sensin anne, sensin tesellim.
Gözlerim dolu doluyken buruk bir gülümsemeyi yüzüme yansıtan, sensin hatıralarımda yer alan gül’üm! Sensin gecem, sensin günüm.
Ne zormuş sensizlik biliyor musun?
Yıllar geçse de özleminin hasretinden özgür olmak, ne mümkün!
Prangalar eskitmeye gönüllü bir esirim anne.
Zari zari ağlasa da yüreğim, seni kurban verdik ya, işte benim tek derdim.
Ve açacaksın bir gün, biliyorum. Açacaksın seni diktiğimiz tepede muştu muştu. Bir sevinç, bir neşe yaşatacak yaprak yaprak visalin mahşerde. Dedim ya anne, ne zormuş sensizlik, dünya gurbetinde.
Sığınacak bir kucak, gülümseyen bir çift göz, bir şefkat bulamamak…
Çok; ama adı anne olan bir kucak, bir çift göz, bir şefkat yok.
Biliyorum bir şeyler hep eksik.
Sanki hayat bir yumak. Ruhumsa küçük bir kedi… oynuyorum.
Yürüyorum bir sokakta.
Ve gönlüme ılık bir şeyler akıtan sımsıcak bir ses duyuyorum küçük bir kızın dudaklarından:
“Anne” diyor…
Yani seni, yani hasretimi,/özlemimi haykırıyor adıma.
Ve volkanlar kaynıyor içimde.
Yürüyen bir volkan gibiyim her an.
Patlıyor gözyaşlarım, aldırmıyorum.
Biliyor musun anne, artık silmiyorum gözyaşlarımı?
Özgür bırakıp hasretine hasret katan yüreğimi coşturuyorum.
Seni özlüyorum.
40 yaşındayım biliyorum.
Ama yüreğime laf anlatamıyorum bugün, anlatmak istemiyorum.
Ayıp değil seni özlemek, bir kurban günü değil mi?
Hem hasretin yaşı mı olurmuş, hasret işte…
Yedisinde de olur yetmişinde de…
Sensizlik ne zormuş anne, ne zormuş!
Bu kurbanda bir sensizliği daha yaşamak ızdırap kokuyor, gözlerim hep seni ararken, yokluğuna hala alışamamak ızdırap veriyor anne.
Oluverseydin yanı başımda, bir “oğlum” deyişin olacaktı ki, ömre bedel.
Ve uzanan dudaklarım bir buse kondururdu hayatın zulmüne giriftar olmuş ellerine.
İşte tam o anda saçlarıma öyle bir dokunuşun olacaktı ki anne, şefkat denizinde sevgine esir köle misali, kürek çekecektim enginlere.
Ah anne!
Ne zormuş sensizlik ne zormuş kurban…
Yağmur mu yağıyor başımdaki hasret yüklü bulutlardan.
Ebruli bulutlar arasından gülümseyen simanı ve şefkatli bakışlarını görüyorum.
Kör ebe oynar gibi bulutlardan uzattığın elini, bu bayramda hasretle öpüyorum.
Hasret işçiliği yapanlar adına haykırıyorum;
‘bayramın mutlu olsun’ diyorum.
Oğlun
Mehmet Ali Gönül
|