ßĨhŔµŹ€

co.Admin

Onursal Üye



Üye No : 39
Nerden : istanbul
Konu  : 1356
Mesaj : 7815 
1164 Mesajýna Toplam 1607 Kere Teþekkür Edildi
2 Mesajýna Toplam 2 Kere Karma Verildi
|
 |
« : 10 Kasım 2011, 01:19:07 » |
|
Demet Tezcan
Emrah Başta, İstanbul Ümraniye’de yaşayan bir seksen boylarında, boksör bir genç. Vakti geldiğinde askerlik hizmetini ifa için İzmir’e gider. Acemi birliğinde, ağır komando eğitimlerinden birinde yat-kalk yaparken dizi çıkar. Olayın akabinde askeri hastaneye sevk edilir. Tedavisi yapılır ve askerlikte “spor istirahatı” denilen istirahati verir doktorlar. Bu istirahat iznini alanlar ya mıntıka temizliği gibi işlerle vakit geçirirler yahut duruma göre birliklerindeki yatakhanede yatarlar. Emrah da dizinden dolayı yatmak durumundadır ve eğitimlere katılamaz. Bu durum usta birliğindeki çavuşun dikkatini, daha doğrusu gazabını çeker. Bir türlü dirlik vermez Emrah’a ardından da dayak seansları başlar.
Buraya kadar belki askerliğini yapmış olanların acı bir tebessümle andıkları, her askerin başından geçirebilecek rutinlerdendir bu uygulama ama şiddet sınır tanımaz bir şekilde uygulanır Emrah’ın üzerinde. Kalın bir sopa ile üç gün ardı ardına dayak atılır Emrah’a. Ve iki gün aç bırakılarak tuvalete kilitlenir. Sonraki zamanlarda da devam eder dayak.
Sonuç: Emrah akli melekesini kaybeder. Dağ gibi çocuk, üstelik boksör olan çocuk askeri disiplin, hiyerarşi gereği kendini savunamaz ve kafayı bozuncaya kadar dayak yer. Akabinde İzmir’de askeri hasteneye yatırılır. Aile oradan alır İstanbul’da bir özel hastaneye yatırmak ister. Çünkü Emrah, MAZLUMDER İst Şube yönetiminden av. Mahir Orak arkadaşımızın da ifadesine göre üniformalı bir asker gördüğü anda masanın altına gizlenmekte, konuşurken sürekli sağı solu kolaçan etmektedir. Aile askeri bir ortamda evlatlarının tedavi görmesi konusunda da güveni yitirmiştir ama askeri prosedür gereği Emrah halen askerdir ve özel hastane kabul etmez. İstanbul Haydar Paşa GATA’ya yatırılır.
Buraya kadar anlattıklarımız Emrah’ın hatırlayabildikleri ve ailenin araştırması sonucu gün yüzüne çıkanlar. Ailenin bilmediği, Emrah’ın hatırlamadığı neler var daha şimdilik bilinmiyor. Bilinen tek hakikat muhtemeldir ki “en büyük aker bizim asker” sloaganları ile arkadaşlarının moral vererek,sağ salimen gidip dönmesi için anne babasının duaları arasında orduya teslim ( EMANET) edilen dağ gibi çocuğun bu gün küçük bir çocuk kadar ürkek,korkak bir şekilde asker gördüğünde masanın altına gizlenecek duruma gelmiş olması.
Anne –babası ayrı yaşıyor. Baba, Ümraniye Belediyesi’nde temizlik işçisi. Şimdi sesinin duyulmasını, evladına yapılanların hesabının sorulmasını istiyor.
Daha geçtiğimiz günlerde Uğur Kantar disiplin koğuşunda gördüğü ağır işkence sonucu öldü.
Askeri dosyalara “eğitim zaiyatı” olarak geçen yüzlerce şüpheli ölüm vakası var. Bunlar, intihar, kaza kurşunu vs. tanımlamalarla dosyası kapatılan gençler. Yüzlerce gencin ölümünü hiç şüpheye mahal bırakmasızın velev ki intihar olsun bu çocukları intihar’ın eşiğine getiren, ölümü kurtuluş gösteren süreç,uygulama nedir ki “teslim” olduğu kurumda ölümü, hayata tercih ediyor?
Emrah’ın isimlerini hatırlayabildiği kadarıyla Süleyman çavuş, Ersin subay, nasıl bir psikoloji, nasıl bir pervasızlık ve nasıl bir cesaretle milletin aslanlar gibi evladının aklını alıp da teslim edebiliyor?
Askeriliğin zorunlu olup olmaması yanında arka plandaki şiddet uygulamalarının da sorgulanması gerekiyor. Hayatının baharındaki gençlerin kişiliklerini, onurlarını,hayatlarını hiçe sayan yöntemler “dünyanın her yerinde aynı” savunmasıyla mı geçiştiriliyor? O halde dünyanın her yerinde insanlık için dünyanın geleceği bu gençlerin onuru ve hayat hakkı için ezberlerin bozulması gerekiyor.
Ana-babalar on beş ay boyunca kaygı ve endişenin ateşinde yanıp kavrularak emanet ettikleri evlatlarının, sağ –salim, “ya dönmezse?” kahredici sorusunu zihinlerinden kovmaya çalışarak, güvenerek, umutla bekleyişlerinin neticesi bu olmamalı. Bu gençlerin canlarının, ana-babalarının yürek yangınlarının hesabının bedeli öyle kolay kolay ödenememeli.
Asker olmanın,askerliğin bedeli nasıl ağırsa, “zayi” edilen ziyan edilen askerin (gencin)saçının telinin hesabı da bir o kadar ağır olmalı ki adalet terazisi eşit olsun.
Demet Tezcan
|